22 Haziran 2013 Cumartesi

Titanlarla Savaş

 Shingeki no Kyojin Shingeki no Kyojin
Ben normalde herkesin hakkında çok fazla konuştuğu ve önceden benden fazla bilgi sahibi olduğu animelere çabuk ısınamam. (Mesela Naruto gibi: Şimdi Naruto'ya hayran olsam da ısınmam zor olmuştu.) Shingeki no Kyojin de okullar bitmeden çoook önce başlamıştı, daha başlayacağı haberi çıktığında ilgimi çeken bir animeydi, ama şu SBS yüzünden (Bu arada SBS demişken, en sonunda notum için endişelenmeye başladım, ciddi ciddi korkuyorum, umarım iyi bir not alırım, her neyse.) güncel olarak izleyemedim. İşte bu durumda normalde benim bu seriye bir türlü ısınamamam gerekirdi. Aslında bu ısınamamış halim. Evet. (Güncel takip etsem herhalde 2. bir Death Note vakası falan yaşanacakmış demek ki.) 
Şimdi zaten bilmeyen herhalde yoktur (varsa çok özür diliyorum bu arada) ama adettendir diye basitçe anlatayım: Hikaye insanoğlunun devlerden korunmak için  duvarların ardında yaşadıkları bir evrende geçiyor. Bir zamanlar devlerin yemi olmaktan kurtulabilmiş az sayıda insanın inşa ettiği duvarların ardında  100 yıldan beri tek bir dev bile görülmemiştir. Bu yüzden askerler bile gevşek davranmakta ve en fazla duvar tamircisi olarak görülmektedir. Derken bir gün olağanüstü büyüklükteki bir dev surları yıkar ve böylece devlerle savaş tekrar başlamış olur. 
---Buradan sonrası hafif spoiler'lar içerebilir---
Konu basitçe böyle. (Nasıl olsa turkanimeden tekrar okursunuz. v_v" sdfghjklşiğ) Tabii baş karakterimiz Eren'in annesi titan tarafından yenilince "Tüm titanların kökünü kurutacağım!" diye yemin etmesi gibi bir olay da var da öyle salak salak şeyleri spoiler sayıyorlar ki spoiler uyarısından önce söylemedim. Bu ve daha ciddi bir spoiler uyarısı yapana kadarki kısım zaten bu tür salak salak şeyleri de spoiler sayanlar için spoiler. Spoiler. Neyse.
Öncelikle müziklerden başlayayım. Şahane. Şimdi çizimlere geçelim (sdfghjkl): Çizimler MÜTHİŞ! İşte SBS döneminde içim gide gide anime sayfalarında dolanırken sürekli karşıma çıkan Shingeki resimlerinde beni bu animeyi izleme isteğiyle dolduran ilk ve en önemli özellik çizimlerdi. Çizimlere gerçekten bayıldım. Bazıları çizgiler fazla kalın falan demiş ve öyle de ama bence bu animeyi daha da müthiş kılıyor. Animelerde çizildiğini hissettiğim çizimleri seviyorum. (Belki de sırf bu yüzden moe'ye katlanamıyorumdur?) Bunun çizimleri de öyle işte: Zaten böyle bir animeden klasik(leşmiş) böcek gözlü anime karakterleri bekleyemezsin de bununkiler bir ayrı güzel. Bazı yerlerde çizgilerin incelip kalınlaşması gibi ilginç şeyler bile görülüyor. 0_- Gerçekten insanda olanları kendisi yaşıyormuş izlenimi veren çizimleri var ama.

Hah... "Kendisi yaşıyormuş izlenimi vermek"ten bahsetmişken... Gelelim anime ile ilgili en çok sevdiğim şeye: ÇOK GERÇEKÇİ! Yani... Nasıl desem..? TÜM karakterler sanki gerçek birinden örnek alınmış gibi. Zaten baş karakterlerin öyle olması beklenir ama abi yan karakterler bile çok ayrıntılı ve hepsini kendine has özelliklerinden tanıyabiliyorsun. Normalde animelerde herkesin kaş, göz, burun, dudak vb. vs. yapısı aynı olurken dikkat ettim de bu animede öyle değil. Mesela bu, bu ya da bu. (Reiner, Jean falan filan zaten siper. Şu "süper" yerine geçen "siper" lafı da ağzıma sakız oldu. Biri kurtarsın beni.) Üstelik bunların hepsi yan karakter ama hepsinin hem dış görünüşleri hem de karakterleri çok ayrıntılı. Karakterlerin sadece renkleri değiştirilmiş gibi duran diğer animelere benzemiyor yani. Bu yüzden Shingeki'yi izlerken hep animeden çok film izliyormuş hissine kapılıyorum.
Bir de şöyle bir şey var... Şimdi bu anime insanlarla titanlar arasındaki bir savaşı anlatıyor ve elbette BOLCA insan devlerin yemi oluyor. Normalde sadece figüran olan bu insanların görevi korkunç şekillerde ölüp devlerin dehşetini izleyiciye yansıtmaktan başka bir şey değilken bu animede ölen her karakter için sadece bir kez konuşmuş olsalar bile üzülüyorsunuz. (Spoiler geliyor. Bööö.) Mesela ben şu Mina, Tomas ve Hannah'nın sevgilisi olan çocuğun ölümlerine çok üzülmüştüm. Bence bu az önce bahsettiğim pek de önemli olmayan karakterlerin bile oldukça ayrıntılı çiziminden kaynaklanıyor. (Bu arada ben hariç kimsenin dikkatini çekmiş midir acaba bu..?) Ayrıca ölen yan karakterler için bile üzüldüğüm gibi Eren'in titanlara duyduğu öfkeyi de içimde resmen hissettim. O pişkin gülümsemeleriyle "az karnımızı doyurak ehehe" diye gelen salak titanları gördükçe ekrana yumruğu geçiresim geldi. (Bunu son yaptığımda Death Note'un 25. bölümünü izlemiştim ve bilgisayar tamire götürülmüştü. Annem de canıma okumuştu. Aslında o zaman bana bilgisayarı da animeyi de sonsuza dek yasaklamadığı için önceki yazıda ona söylediklerimi geri alabilirim. Ama yok canım, o L'ye olan muazzam sevgimdendi ve annem bile her ne kadar L hakkında ileri geri konuşmaktan hiçbir zaman geri kalmasa da, L sevgime saygı duyar. Kalbi olan herkes saygı duyar. Dur lan, konu nereden L'ye geldi, Shingeki'den falan bahsediyordum?)
-BURADAN SONRASI CİDDİ CİDDİ SPOILER İÇERİR. LÜTFEN SADECE YAYINLANMIŞ 11 BÖLÜMÜ DE İZLEMİŞ OLANLAR DEVAM ETSİN. SONRA GELİP BENİ SUÇLAMAYIN.-
 Ulan o Armin'i yemeye gelip de Eren'i yiyen (Süper sahneydi ama böyle betimleyince nedense komik geldi.) sakallı dev vardı ya... ONUN BEN >#927{)-0 *çizgi roman küfürü ettim ehe* Tomas'ın yenme sahnesi de çok iğrençti mesela. İşte öyle sahnelerde ben orada olacaktım var ya! Bir b.k yapamazdım. -_- Çünkü devlerin korkunçluğunu da çok iyi yansıtmış kahrolasıcalar. Onların o pis gülümselerini ne zaman görsem hem yoğun bir nefret hem de o askerlerin korkularını bizzat duydum. Normalde herhalde en son korkacağım şey devlerdir, "ehehe küçücüğüm ne de olsa, kaçarım ki ben" diye düşünürüm hep devler söz konusu olunca ve neden korkulduğunu anlamam ama animede gerçekten iyi anladım.
Bu arada, sakın "bu mal çok duygusal, beni böyle hissettiremez ki bu anime" demeyin, duygusalım diye ben de verilmek isteyen duyguyu o kadar hissetmem herhalde. Gerçekten verebilmeleri gerekir o duyguyu. Ve verebilmişler arkadaşlar. Çirkin titanlar o kocaman sıfatlarıyla ekrana yaklaştıklarında, bilgisayarımın başındaki ben, kendimi bir böcek gibi hissettim diyeyim siz anlayın. Hem de nasıl vermişler... (Ki animenin anlattığı da bu zaten.)
Böyle hissettiğim son şey Açlık Oyunları'ydı. Kitabı bitirdiğim 1 buçuk gün içerisinde hem haraçların korkusunu hem de Capitol'a müthiş bir öfke duymuştum. Shingeki'yi biraz Açlık Oyunları'na benzetiyorum bu yüzden. Ama Shingeki daha güzel. -w-
Beni en çok etkileyen sahne Mikasa'nın hikayesinin anlatıldığı sahneydi ama. Size şu kadarını söyleyeyim: Yaz mevsiminde battaniyeye sarılmama neden oldu o sahne benim. ;_; "Hayatımın anlamı tamamen kaybolmuştu. Beni hayatta tutan neydi? Üzgünüm Eren. Pes etmeyeceğim. Bir daha asla pes etmeyeceğim. Eğer ölseydim seni hatırlayamazdım. Ne olursa olsun yeneceğim! Ne olursa olsun hayatta kalacağım!" Ve ardından BOOOM! *Titan Eren gelir* O sahnede üşümem geçiverdi ve direk "NOLUYO LÖÖÖÖÖN!!!???" moduna geçtim. Çok siper sahnelerdi. omo
Mikasa'nın öyküsüne dönüyorum. Sanırım animede en çok beğendim kısımdı. Gerçekten... Mikasa'nın aslında güçlünün güçsüzü ezişini defalarca kez gördüğünü, bunun hep çevresinde olduğunu, sadece onun görmezden geldiğini hatırladığı ve o andan sonra hiçbir çekincesi kalmadığı sahne bir harikaydı. Aslında Eren'in o yaşta Mikasa'yı kaçıran o iki herifi gözünü kırpmadan öldürdüğü sahne de bir müthişti. "Tatakayu! Tatakayu! TATAKAYU!" hiç kafamdan çıkmayacak Eren. v_v
Titan Eren çoq yaqışıklı. .))) 
-SPOILER BİTMİŞTİR-
Fakat bu animeyle ilgili bir sorunum var... Favori karakterim kim bilmiyorum. ._." Eren, Armin, Mikasa va Sasha arasında kalmış durumdayım. Hepsi birbirinden müthiş. Aslında Eren yoktu da son bölümdeki Mikasa: "Eren nasıl hissediyorsun?" Eren: "Evet." diyaloğundan sonra artık o da var. sdfghjkl Mikasa ise zaten süper kız. ("Sasha yine osurdu efendim.") E Armin desen dünya tatlısı. Ama Patates Kız da Patates Kız yani. "İnsanlara neden patates yediklerini mi soruyorsunuz efendim?" O kızın yüz ifadelerine falan bayılıyorum. Sahiden çok eğlenceli bir karakter. Ayrıca seiyuusuna gerçekten bayıldım. "Ben bu mideyle ne yapacağım?" dediği sırada sesi çok komikti.  o_o (Ayrıca Armin'in sürekli boğuluyormuş ya da karnına bir şey bastırılıyormuş gibi konuştuğunu düşünen tek kişi ben miyim? 0_0)
Aslında düşündüm de animede insan olarak sevmediğim karakter yok. ._. Şu 10.  bölümde Armin'in o kadar dil dökmesine rağmen hala "İşaret vereceğim! İşaret vereceğim!" diye mallanıp duran gözü dönmüş, aşağılık, pis herif hariç. (Garrison mıydı neydi adı.) Lan bir insan Armin'e nasıl kıyar!? Armin olomn Armin! 
Gelelim Armin'e... Armin, Armin, Armin u^u... ONU DELİ GİBİ MELLO'YA BENZETİYORUM. "Hööö? Nerede lan onda Mello'daki karizma!?" diyebilirsiniz. Haklısınız! Mello'daki karizma onda yok. (O daha çok şu çıtkırıldım, nazik, tatlı oğlanlardan ama türünün diğer örnekleri gibi değil, merak etmeyin.) Ama benzetiyorum işte... İşin garibi sırf görünümünü değil. Sanki Mello Wammy's House gibi bir yere gitmese Armin'e benzermiş gibi geliyor bana nedense. Gerçi -her ne kadar animede şu ana dek gizemli kalmış olsa da- Armin'in de çok iç açıcı bir geçmişi olduğunu sanmıyorum.  Öyleyse "Shingeki dünyasında olsa" diye değiştireyim ifademi. Mello'ya olan benzerliğinden dolayı sevmiyorum onu gerçi. Sürekli biri onu boğuyormuş ya da karnına bastırıyormuş gibi çıkan sesi, düşünce yapısı, saflık ve tatlılığıyla çok hoş bir karakter. Ama ağlarken çok komik oluyor orası ayrı. Hem ekranın içine girip sarılmak istiyorum hem de gülmemek için kendimi zor tutuyorum.
Yine de sanırım favorim Patates Kız Sasha.

Ha bir de! Askerlerin kıyafetleri ve malzemelerini çok beğeniyorum. -w- Hani şu uzun, keskin kılıçları, uçarak ya da bir yerlere asılmak gibi bir şey yaparak hızlı gitmelerini sağlayan, gazla çalışan şeyleri falan çok hoş. (Hay kuracağın cümleye...) "An İtibariyle Halka İfşa Edilebilir Bilgiler" kısmı da çok güzel. Öyle ekmek elden su gölden durumları yok hani. Bu konuda da mantık çerçevesinden çıkmamış. Duvarların ardında yaşayanların ekonomisinden tutun siyasetine kadar animemizin geçtiği ortamın tüm detaylarına hakim oluyoruz. Ayrıca ben askerlerin kıyafetlerini de çok seviyorum. .m.
 Bu arada her bölümün başında insanlığın 845 yılından beri devlerle savaşta kaydettiği ilerleme ya da gerilemelerinin özetinin geçilmesi de çok hoş bir ayrıntı bence. Hem bu olanlar sanki gerçekten yaşanmış bir tarihin parçasıymış gibi hissediyorsunuz hem de insanlığın durumu hakkında bilgi sahibi olup tahminlerde bulunabiliyorsunuz. Gerçekten ÇOK gerçekçi bir anime yahu.
 Bu da güncele geldiğimden beri sanıyorum gerçekten de yaklaşık 20 kez dinlediğim açılış parçası. O kadar çok dinledim ki dün son dinleyişimde midem bulanıyordu artık. Ama bugün bulanmadı. Çok güzel bir parça bence. "Ayakların altında ezilen çiçeklerin adını kimse bilmez." gibi çok güzel sözlere de sahiptir. Ayrıca ilk 15 saniyesinde "I will have sex with the bees and eagles! Ha! Ha! Ha! Ha! Ha! Potato Pizza (x2)" diyor. Ben en çok "JAEGER!" kısmını seviyorum. (Hani Eren titanının tekini hallediyor ya? Çok güzel. Başa sarıp sarıp izliyorum.)
Animeyle ilgili bir de Eren'in diğer shounen (gerçi Shingeki no Kyojin turkanime'de shounen olarak geçmiyor ama bence shounen yani)  ana karakterlerinden farklı olarak özel bir güce, dikkat çekici yeteneklere ya da onu diğerlerinden üstün tutacak herhangi bir bilgiye sahip olmayışı; aksine süper azimli oluşu hoşuma gitmişti. (Tamam, süper-azim çok klişe bir şey ama süper-azimli baş karakteri olmayan shounenden shounen olmaz.) Ama sanırım pek de öyle değil. İçimde bu son 11. bölümden sonra işlerin daha karmaşık bir hal alacağına dair bir his var. Çıkması için heyecanla yarını bekliyorum. Aslında teknik olarak bugün çıkacak. Saat 03:39. Annem sabahlamama izin verdi. Müthiş! Nickelodeon'da da SüngerBob başladı hem de. Yatta. Gerçi ben NANA izliyorum ama olsun. Animelerle ilgili bir sonraki yazımda muhtemelen bahsedeceğim anime yani. Bu arada ask.fm günün sorusunu kaçta soruyor acaba? Hala sormadı...
Ayrıca Mikasa, Eren ve Armin arasındaki arkadaşlığı çok seviyorum. Hele Mikasa'nın Eren'e kardeşi ya da oğlu gibi davranması ve o olduğu sürece her zaman bir evinin de olacağını belirtmiş olması falan çok hoş. Armin'i o zorbaların elinden kurtarmaları çok hoştu. (Armin'in sözleri daha hoştu ama: "Beni dövüyorsun çünkü haklı olduğumu biliyorsun." Neyse, neredeyse animeyi yazdım, farkındayım.)
Bence şimşek çakmasıyla ortaya çıkan o devasa titan Eren'in babası lololo~
Attack on Alice! Sizin için yaptım canlarım. :)))

20 Haziran 2013 Perşembe

MiM

 Bu mimde sorulmuş soruları inandığım tüm gerçekliğimle ve gerçeklerle, araya yalanlar sokuşturmadan cevaplayacağıma benim için değerli olan ve olmayan her şey üzerine elimin altındaki klavye ve mouse üzerine yemin eder, bu değerli mimin yazarı ve oluşturucusu Lord Ninca Samurayzadeoğlu'nun yoğun emek ve uğraşları karşısında ben Lord Alice Lawliet de/da saygılarımı ve şükranlarımı sunarım. 
Leydi/Lord/Dük/Düşes/Kral/Kraliçe/İmparator/İmparatoriçe/vs (...)

KURALLAR:
  • Sorular içerisinde bir kuralla belirtilmediği sürece, soruları yalanlarla cevap vermek kesinlikle yasaktır.
  • Sorulardan herhangi biri boş bırakılamaz.
  • Mim bitirildikten sonra kadim bir ritüel olarak 3 su bardağı -yaklaşık 800 ml- su içilmelidir. (Lütfen yanınızda bulundurunuz.)
  • Mim aile bireyleri tarafından yarıda kesilirse lütfen kaydedip kapatınız, sekmeyi değiştiriniz veyahut pencereyi aşağıya indiriniz.
  • Bu mimin ideal cevap süresi 15 ve 45 dakika arasıdır. Puanlama veya sıralama yapılmayacaktır.
  • Mim yapılırken giriş ve kurallar kısmının paylaşılması zorunludur
  • Başlamadan önce lütfen ekran parlaklığınızı makul bir düzeye getirip fişinizi elektrik kaynağına takınız. Ani kapanmalar ve batarya bitmesi gibi vakalar sigortamıza dahil değildir.
Ben Alice Lawliet yukarıda yazan tüm kuralları kabul eder, tüm şartları sağlar ve mime başlamayı arz ederim.

  1. En sevdiğiniz renk/renkler nedir? Mavi benim rengim. ._.
  2.  İnsanları boy/kilo/dış görünüş/göz rengi/vesaireye göre sınıflar mısınız? Hayır ama 1.79 boylarında, 50 kilo, zarif, güzel, muhteşem, dağınık saçları olan ve kocaman, kararmış siyah gözlü, ha bir de dünyanın 1 numaralı dedektifi olan insanları sınıflıyorum hehehehehe. *nosebleed*
  3. Ayakkabı numaranız nedir? 38-39. (Az önce yanlışlıkla 28-29 yazmışım. sdfghjkl)
  4. Hiç dişiniz çürüdü mü? Geçen yıl yapılmış bir tane dolgum var ama... 0_-
  5. Herhangi bir yeteneğiniz var mı? Yazmak-çizmek işlerinde yetenekli olduğumu düşünmekteyim. <.<
  6. İlgi alanlarınız nelerdir? Eee... Kitaplar, yazmak, çizmek, animeler, çizgi filmler, çizgi romanlar, saçmalamak, mallanmak vb. vs...
  7. Hayatınız boyunca en nefret ettiğiniz insanlardan birinin kişiliğini tanımlayınız. Aklıma gelen ilk kişi: Salak, cırtlak sesli, sülük, yapışkan, çirkin, kendini aşırı beğenmiş, koca götlü, "Raytooooğ Raytoooğ muck muck *-*"dan başka bir bok bilmeyen. Bilin bakalım kim? -_-
  8. Şu anda resmi olarak eğitim görüyor musunuz? Okulla ilgili düşüncelerinizi belirtiniz. Evet görüyorum ve vi dont niid noooo ecukeyşın diyorum. <.<
  9. İnsanlarla ilişkilerinizi nasıl tanımlarsınız? İnsanlar hakkında ne düşünüyorsunuz? İnsanlarla olan ilişkilerimde genelde sıçıp sıvıyorum ve genelde benim hatam oluyor. İnsanlar... Eee... İlginç yaratıklar keh keh keh!!! (Benden Ryık Myık olmazmış.)
  10. Cinsiyet rolleriyle ilgili fikir ve düşünceleriniz nelerdir? Kahrolsun cinsiyet! Hiç cinsiyet olmamalı bence... Herhangi bir cinsiyetin üstünlüğü fikrine de karşıyım.
  11. Türkçe'nin dil kurallarını nasıl buluyorsunuz? Bence Türkçe güzel dil. Kuralları da... Eee... Zor bir dil biraz. Saçma şeyler de var ama. 0_-
  12. Kendinizi etrafınızdaki insanlardan üstün görür müsünüz? Keşke biraz görebilsem...
  13. Uykuyu sever misiniz, küçükken sever miydiniz? Şu sıralar tam bir uyku manyağı oldum. Normal insanlar "3-4 saat uyuyayım" derken ben "3-4 gün uyuyayım" falan diyorum, öyle düşününün. Gerçi okullar bittiği için bu dönem sona erdi sanırsam, biraz gücümü toplar gibi olduğum için şimdi pek öyle sayılmaz. Gece 1 gibi yatıp sabah 9 gibi kalkıyorum işte. Küçükken uyumaktan nefret ederdim. Anaokulunda uyuma saatlerinde kendim kesinlikle uyumadığım gibi başkalarını da hayatta uyutmazdım. Hatta kilitliyorlardı beni dışarı çıkmayayım diye. Ben de odada ne varsa artık oyalanıyordum... Güzel günlerdi ama.
  14. Biri size bugün ölecek olduğunuzu söylese üzülür müydünüz, üzülürseniz ne için üzülürdünüz? Bana bugün öleceğimi kanıtlasa bile ben anlayamazdım ki. Ayırdına varamazdım yani. (Nasıl hala yaz tatilinde olduğumun ya da seneye liseye geçeceğimin ayırdına varamadıysam...) Normal bir günmüş gibi geçer giderdi.
  15. Paraya ve statüye değer verir misiniz? Statü kelimesinin anlamından bile emin değilim (aslında biliyorum da kendime güven 0 olunca. o_-) ama paraya... Eh işte. Ben "paralı" insanlara karşı kendimi biraz çekingen hissediyorum. Çünkü... Öyle işte. Ben bu mimde neden bu kadar kötüyüm lan? Sorular normalde uzun uzuuun cevaplamaktan keyif alacağım siper şeyler ama ben nedense verebileceğim en malca cevapları verip duruyorum.
  16. Kendinizle ilgili 3'ü doğru 4 şey söyleyin. En çok düşündüğüm soru bu oldu. Immm... Bir bakalım.  1- Uzun süreler ciddi ciddi çizim yapmadığımda yeteneğimi kaybetmekten çok korkuyorum. (Tıpkı şu an olduğu gibi.) 2 - Eskiden müthiş bir kitap kurdu olduğumdan emindim fakat artık o kadar da emin değilim. Sınıfın enleri listesinde "en çok kitap okuyan" seçilmiş olsam ve yaşıtlarıma göre edebi bilgim çok üst düzey olsa da böyle düşünmekten kendimi alamıyorum. 3 - Aynı zamanda artık dünyanın en iyi yalancısı olduğuma dair de şüphelerim var. 4 - Kendimle ilgili aklıma hiçbir şey gelmemesi çok garip.
  17. Banyo yapmayı sever misiniz? Bazen bayılırım bazen de nefret ederim. Okul zamanlarında seviyordum çünkü rahat bırakıldığım nadir zamanlardandı.
  18. Hayvanları sever misiniz, en çok ne tür hayvanları seversiniz? Hayvanları çok severim - bazen insanlardan bile çok. Rakunları severim (Rigby ve Cartman yüzünden), tavşanları severim (bariz nedenlerle), bir de köpekleri severim. Çok klasik ama hep dediğim gibi: Onların sahiplerine olan sonsuz sevgi ve sadakatleri gibisi yok.
  19. Genetik bilimiyle ilgili düşünceleriniz nelerdir? Canlıların genetiğinin değiştirilmesi sizce ne gibi sonuçlar doğurabilir? (Şöyle iyi/kötü sonuçlar doğurabilir çünkü...) Ben bu işlerden zerre kadar anlamam, o yüzden kusura bakma Ninja-sama. Bu soruyu yanıtlayamayacağım, cezası neyse çekmeye hazırım.
  20. Hayatınızı nasıl buluyorsunuz? Aslında hayatımı seviyorum. ._.
  21. Yaz tatilini beğendiniz mi? Hem de nasıl! Ben hayatımda hiç bu kadar her anımı dolu dolu yaşadığımı hatırlamıyorum. Yaz tatili başladı başlayalı "bugün boşa gitti" dediğim hiçbir gün olmadı. Sıradan biri için kayda değer neredeyse hiçbir iş yapmamama rağmen kendimi süper hissediyorum. (Benim için anime izlemek, yazı yazmak, arkadaşlarla konuşmak yapabileceğim en kayda değer işler çünkü.)
  22. Dış görünüşünüze önem verir misiniz? Pek sayılmaz... "Dış görünüş önemli değildir" gibi bir laf etmeyeceğim, dış görünüş önemlidir ama kendimi çok süper buluyorum, şimdi erkeğe dönüşsem hayallerimdeki ideal kız herhalde benim gibi olurdu. (Çünkü kararmış gözaltlarını, vampir dişleri, hatta yağlı saçları bile çekici bulan bir manyağım, evet. Sağol L.)
  23. İnternet sizi tatmin ediyor mu? Oh evet, internet, bebeğim devam et. asdfghjkl (İzleyici sayısı 23'den 0'a düştü.)
  24. Kaşınızı kaldırabiliyor musunuz? (İkisini birden değil, şu kaş atma olayı.) Sanırım. 0_-
  25. Gözlüklü müsünüz? Gözlüklüyseniz lens mi yoksa gözlük mü tercih edersiniz? Gözlüksüzseniz, gözleriniz bozuk olsaydı lens mi yoksa gözlük mü kullanmayı tercih ederdiniz? Gözlüksüzüm ve kullanmayı tercih ederdim. ^^ Gözlüklü pek çok süper anime karakteri var.  (Özellikle otakular falan animelerde hep gözlüklü oluyorlar. ._.)
Ben Lord Arisu Roraito (Alice Lawliet) elimden geldiğince soruları cevaplamış olup, okuyan ve yapmak isteyen herkes bu mimi yapabilir.


Tüm hakları saklıdır. SAMURAYZADEOĞLU HOLDING © 2013

18 Haziran 2013 Salı

Her Şeyi İçinde Tutan İnsanlardan Hoşlanmam, Her Şeyi İçimde Tutamam

Kadersizim ben. Gerçekten kadersizim. 
En azından internet konusunda KESİNLİKLE öyleyim. 
Nisan ayından beri girmem yasak olan internet zaten ne zaman fırsatını bulsam kesiliyordu. Ama ben yaz tatilinde bilgisayarı almaya o kadar odaklanmıştım ki tüm sene boyunca bir türlü yerinde duramayan internetin yaz tatilinde de elbette yerinde durmayacağını aklımın ucundan bile geçirmemiştim. (Net baka ama Alice daha baka.) Hayat bu kadar acımasız olamazdı. Olmamalıydı. Hele annemin yaz tatilinde, yapacak hiçbir bokun olmadığı yaz tatilinde, hele de daha ilk günlerinde "sürekli internete giriyorsun, radyasyon kapacaksın", "resmen internet bağımlısı oldun" ya da "internete girmekten başka hiçbir şey yapmıyorsun artık" demesi... ULAN ZATEN NİSAN AYINDAN BERİ DOĞRU DÜZGÜN BİLGİSAYARA GİREMİMİŞİM, GİZLİCE GİRSEM BİLE ZATEN SÜREKLİ GİDEN BİR İNTERNETİMİZ OLDUĞUNU SEN DE GAYET İYİ BİLİYORSUN, ÜSTELİK DAHA OKULUN İLK HAFTASI, BIRAK DA BİRAZ CILKINI ÇIKARAYIM BE KARI: SONRA ZATEN YAPACAK DÜNYA KADAR İŞ ÇIKACAK!!!!! Tek çocuklara neden acıdıklarını hiç anlamazdım. Meğer ne kadar da haklılarmış. Biz tek çocuklar gerçekten çok zavallıyız. En azından ben öyleyim yani. Ne babam var, ne de kardeşim var; haliyle iletişim yolu "bağırmak" olan annemin iletişim kurabileceği tek canlı olarak ben kalınca da... Böyle oluyor işte. Neyse ki gitti şimdi. İnşallah 1 hafta boyunca yüzünü bile görmeyeceğim. Şu an bu söylediklerimin çok ayıp olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ama umurumda değil. Yeter be. Gelmiş 40 yaşına hala ergenin tekiyle uğraşıyor. Dün kadını ciddi ciddi boğazlayasım geldi. Yalan söyledim, annemi sevmiyor değilim ama ayda bir kez, hatta birkaç saat görsem yeter bana. Burada iyi aileleri, çok sevdikleri anne ve babaları olan çocuklar olabilir, onları kötü etkilemek istemem ama biricik bloguma yazmayacağım da nereye yazacağım? Aile ilişkilerini alabildiğine yapmacık buluyorum. Hani şu anne-babalarıyla arkadaş gibi olanlar var ya, heh, işte onların ilişkileri yapmacıklıktan çıkabiliyor bir işte. Bence "aile" dediğin şey tamamen şu mantık üzerine kurulu: "Sana bakıyorum ve seni büyütüyorum, bu yüzden bana saygı ve sevgi duymalı, dediklerimi yapmalısın." Ebeveyn ve çocukların kişiliğine göre ekleme ya da azaltmalar da olabiliyor ama genel olarak temel ya da mantık bu. 
Şu an okuduğum kitabın (Ateş Böceği Yolu - Kristin Hanna, kitap fuarından almıştım, beklenmedik şekilde güzel çıktı bu arada.) baş karakterlerinden birinin hippi bir anası var. Kendine "Cloud" diyor, kafasına estiği gibi Tully'yi (kızı) terk edip gidiyor, genelde kim bilir hangi cehennemde oluyor ve tabii ki esrar falan bünyede sürüsüne bereket. sdfghjkl Şimdi öyle bir ana da istemiyorum elbette ama benim annem de çok... Öfkeli, deliler gibi öfkeli, bir anne için müthiş sabırsız, kontrolcü, satürn kadar egosu var, çok bilmişlikte dünya markası, en ufak şeyden dolayı tepesi atabiliyor, 
süper-anlayışsız, süper-hoşgörüsüz, süper-önyargılı, kötümser.
Sanırım eşşek arısı halüsinasyonu görüyorum. Şu an karşımda duran kitaplığın üzerinde, tam "Dünya Mitolojisi" kitabının üzerinde ne zaman baksam bir eşşek arısı oynuyor, sonra da baktığımı görünce uçup camdan dışarı çıkıyor. Demin 4 ya da 5. kez aynı şey olunca camı kapattım. Kapatırken de yemin ederim camın orada küçük bir şey havalandı. Bunlar ya aklımın oyunları ya da süper bir kahramanken düşmanım tarafından bu dünyaya itildiğim yerden gelen eşşek arısı kılığında bir ajandı o. Ama düşmanımın ajanı mı yoksa beni buradan kurtarmaya gelen bir ajan mı bilemiyorum. Veya belki de tamamen başka, daha gizemli ve heyecan verici bir olaydır: Belki de gizli bir örgüt tarafından dünyayı kurtarılmak için ben seçilmişimdir de böcek kılığındaki ajanlar beni izliyorlardır. Öyleyse bilgisayarı kapatıp onlara biraz ninja yeteneklerimi falan mı göstersem. Arı gitti ama arkamda bir kebelek, tavanda da şu yeşil şeylerden var, bok böceği olanlardan değil de daha ince ve uzun olanlardan hani. (Ama o eşşek arısı bir ajandıysa bile bunlar %98 olasılıkla normal böceklerdir.) Camı açtım ama inşallah gene gelir. Gelirse ona Sebastian'ın bıçak fırlatma hareketini nasıl yaptığımı göstereceğim. 
Neyse işte, anne konusuna geri dönecek olursak, diyeceğim şu ki ben ergenliğinin doruğunda bir ergen olarak sadece biraz sabır, hoşgörü ve rahat bırakılmayı diliyorum. Neden bu kadarını bile anlamıyor? Onunla sürekli savaşmaktan gerçekten yoruldum. Beni deli ediyor ve işte bu ergenlik falan değil. Ona öfke besliyorum ve ben büyüdüğümde bu öfke onun için kötü olur. Biraz olsun rahat bırakılmak için yine okula gidiyor olmayı dilediğim zamanlar oldu lan. Ben lan ben. Hatta ve hatta babamdan yardım diledim lan (kıçını bile kaldırmadı elbette) BABAMDAN! Artık ona karşı hiçbir his beslemiyor olabilirim ama bir zamanlar en çok nefret ettiğim insandı sonuçta. Bunların üzerine söylenecek bir şey kalmadı zaten. 
Ben: *içmem*
Ben: *sarhoş olmam* 
Ben: *kimseyle oynaşmam*
Ben: *yasadışı şeyler yapmam*
Ben: *yaramazlık yapmam*
Ben: *bilgisayara girerim*
Annem: SENİ YETİŞTİRİRKEN NEREDE HATA YAPTIM BEN, AH KEŞKE SENİ DOĞURACAĞIMA TAŞ DOĞURAYDIM, BU KADAR APTAL, ÇİRKİN VE KÖTÜ BİR ÇOCUK OLACAĞINI NEREDEN BİLEBİLİRDİM Kİ!!!???
Bir de yetişkinlerin neden bir türlü çocukların kendi fikirleri olabileceğini anlayamadıklarını anlamıyorum.
Aha arı yine girmiş, ulan bence o arı ajan majan değil, kitabın orada bir boklar yapıyor ama ben yine fırlattım bıçakları Sebastian gibi. Çok fırlatamadım evde ama ya, koltuğa fırlattım ancak, şimdi oraya buraya bir şeyler olur, annem *DIIIIITTT* Artık gördüyse gördü, görmediyse de benim problemim değil, hem yeter lan ajansa da! Akşam annem gelince bakacağım o kitapların arkasına ne bok yapmış diye. (Büyük ihtimalle yuva yapıyor.)
Yalnız bu demin kitabın arkasına girdiğinde ben kitabı buna doğru ittim, bir yerlerden çıktı, sonra da korkunç bir şeyler oldu ama..? Kesin düşman bunlar. Değillerse de artık oldular yani. ^^"
 Ha bu arada önceki yazıda tüm o yaz planları iptal: Tamamen ve sadece hikileyeceğim. (Hikikomorileyeceğim/Hikikomorilik yapacağım/evden dışarı adımımı atmayacağım yani.) -___- Yine en yakın arkadaş evet -YİNE yine ve YİNE!!! Uzun uzun anlatamayacak kadar şoktayım fakat bu sefer gerçekten diğerleri gibi değil. Bu sefer gerçekten işin içine etmeyi başardım.Tamamen benim hatamdı. TAMAMEN. Geri dönülmez bir hataydı da aynı zamanda.
 Her sabah yeni bir film izliyorum ve bu iş çok hoşuma gitti. ._.
Shingeki no Kyojin'in ilk bölümü o kadar muhteşemdi kibeni ağlattı. Ama diğer bölümleri daha da muhteşem. Bu akşam güncele gelirsem bu güncel olarak takip ettiğim 2. anime olacak. (İlki Another'dı.)  Nedense içimde böyle bir animeyi akşama doğru izlemem gerekiyormuş gibi bir his var. Bir de aşırı shounen havamdayım. Bana bu tarz, kısa ama vurucu, iyi bir tarza sahip bir anime önerebilir misiniz? Olmadı Naruto maratonu yapacağım da. Kendimin de böyle bir hikaye yazasım var ama aklıma hiçbir savaş-dövüş konusu gelmiyor.
 Yazacak başka hiçbir şey yok.

9 Haziran 2013 Pazar

OOOoooOOOoooOOO YaxZ taTTTiLi yAZs tatili YAZ TATİLİİİ!!! sdgh&5/8'^#$

-Birkaç ay önce-
Arkadaş: Of yaz tatili gelse de kurtulsak bu işkenceden!!!
Ben: Yaz tatili mi? (içinden: Yaz tatili = SBS = hayatım biteceeeaaahhhkkk!!! Hayıııaaağğğrrr!!!) Iııggghhh... Evet, tabii, bir an önce gelsin şu yaz tatili yea. u_u" 
-Birkaç hafta önce- 
Arkadaş: Hey yaz tatili yaklaşıyor! Heyecanlı mısıııaaan!!!??? ^^DDD
Ben: Iııııggggghhhhh...(içinden: sBs, SBS, sbs!!! NOOOĞLAMAAAZ!!!)  Hı - hı, tabii ki, çoook heyecanlıyııım. "^^D 
-Birkaç gün önce- 
Arkadaş: Ohohohon~ Yaz tatili, yaz tatili, yaz tatiliiiöööğğğ!!!
Ben: YaZ tatiLi, yaz Tatili, YÖZ tatiliğ!!! ~ Nohohon
 http://images.wikia.com/elincreiblemundodegumball/es/images/3/3b/Gumball-darwin-victory-dance-o.gif
Kısaca: Yaz tatili, sizi ne bekliyor olursa olsun, eğer öğrenciyseniz elinde sonunda kutsallığına yenik düşeceğiniz tek tatildir. 
Şey, belki de ülkede böyle şeyler olurken bunları yazmam, biraz BERBATSIN ALICE ama aaa, eylemlere katılamadıktan sonra zaten kendimi tamamen işe yaramaz hissediyorum.  Ülkede böyle şeyler olmasını bırak, çalışmak için bu kadar az vaktim kalmışken, internete girip bir de yazı yazmam... -___-" Yaz tatilinin verdiği heyecanla kendimi tamamen bıraktım. Fakat, ımmm, haydi ama: Lise bu, dünyanın sonu değil ya! Amma abartmışım - gerçi, iyi de olmuş, şayet abartmasam HİÇ çalışmazdım.
Blogger'a BAYILIYORUM. u-u" Az önce yanlışlıkla sayfayı kapattım ama yazdıklarımın tamamı kayıtlıydı. Şimdi bu blogcu da olsa...Shit. -___-"  Ooo blogcu! Bir zamanlar oradaydık değil mi? "Oradaydık ve şimdi buradayız." Sahi, buradakilerin Yüzüklerin Efendisi hakkında ne düşündüklerine dair hiçbir fikrim yok. Sever misiniz? Şahsen ben Hobbit'i daha çok seviyorum. Yüzüklerin Efendisi'nde de en sevdiğim tür Hobbit'ler. Mesela serideki tüm elfleri toplasan bir Samwise etmez. (SAMWISEEE!!! *kalp*) Ama, şey, acaba... NE SAÇMALIYORUM BEN?
*yaz tatili bünyede fazla heyecan yaptı*
İşte yaz tatilindeki halimi anlatan fotoğraf. sdfjklghm
O değil de, şimdi geçen yaz yazdığım onca yazıyı sildiğime her zamankinden daha çok üzülüyorum. Artık sanki blogu Kasım'da açmışım gibi durduğu için değil, o yazılarda o kadar çok anım vardı ki. :C Tamam, yazın yaptığım saçmalıkların hiçbir edebi değeri, hatta okunacak yanı olmayabilirdi ama şimdi onları okuyup bu yaz neler yapacağıma dair fikir edinebilir ya da sadece gülebilirdim. Ya da blogumda bir-iki eğlenceli bir şey olurdu. Aslında şu an blogdaki yazılar, "salakça" diye sildiğim o yazılardan çok daha salakçalar. Neyse, yaz uzun zaten (*çarpıldı*), ben de tabii ki burayı her gün yeni bir saçma yazıyla doldurunca... Kısacası: Daha yaz gelmeden bu halde olan benim (bu hafta kaç yazı eklemiştim tam olarak? 3 mü?) yaz gelince ne halde olacağımı düşünün ve iliklerinize kadar titreyin. MWAHAHAH!!! KUMANDA PANELİ'NDE HER GÜN YENİ BİR SAÇMA YAZI GÖRMEYE HAAAZIR MISINIZ ÇOCUKLAAAR!!!??? *evet, o son kısım, SüngerBob'un jeneriğindeki kızıl saçlı adamdan u_u* (Bu arada "kumanda paneli" ne güzel bir ad. Kim bulmuş acaba? Ehe çok hoş.)
Peki, sadece bu hafta 3 yazı ekledim, ondan önce de 2013 yılında Mart hariç her ay bir yazı eklemişim ama hayatımdaki saçma sapan gelişmelerden bahsetmeyeli bir hayli oluyor sanırım. (Elbette sizler için o "bir hayli" oldukça kısa bir dönemdir. u^u) Öyleyse... Saçmalık Oyunları başlasın! (Ulan tam yaz tatili havasına girdim yalnız. Geçen yazdan bu yana biraz olsun ilerleme kaydetmediğimi görmek çok üzücü. Yazılarımı silmiş olsam da içeriklerinden yazma tarzıma kadar hepsini hatırlıyorum ve hepsi tamamen aynı. Yaz Alice'i sanırım çok sinir bozucu bir insan. Ama Bahar Alice'i kadar da değil, bahar hep depresyona girerim, bahar yorgunluğu yüzünden sinirim hep bozuk olur.)
Eveeet, geçelim eğlenceli kısma: Yani yaz için planlarııımmm!!! ^^DDDDD (Sondan bir önceki yazımda da bahsetmiştim ama... O... Onu saymayın işte!!!)
 
Haziran Ayı: HIKI SUMMER YEAH!!! Geçen yaz bir ara hikiye bağlamıştım hatırlıyor musunuz? Bu yaz arkadaşlarımla buluşmak için bir yığın plan yaptıysam da Haziran ayı tamamen hiki'yim!!! Yine salona kamp kuracak ve çıkmayacağım!!! Ebeveyn yok, arkadaş yok, sinir bozucu bir şey yok!!! Tüm yaz pinekleyeceğim zaten ama Haziran'da cidden anime izlemek dışında HİÇBİR şey yapmayacağım. u_u Böyleceee fazla kilolarımı da vermiş olacağım çünkü bilgisayar başına geçince bir daha kalkamıyorum. -_-" Zaten evde yemek de olmuyor ve burada koltuktan bile çıkamamaktan söz ederken elbette markete falan gideceğimi düşünmüyorsunuzdur. u^u O değil de Kuro 2'ye başlasam mı? (*Kuroshitsuji'den söz ediyor -_-"*) Neler olduğunu merak etsem de şu Alois ile Claude denen tipleri hiç mi hiç sevmedim. -___- Kuroshitsuji dediğin Ciel ve Sebastian'lı olur - hıh! v_v Neyse, zaten mangasında Alois ile Claude falan yokmuş, onu alıp okurum ben de! ^o^ (İlk iki cildini aldım bile!!! ^O^)
ÖZETLE: (Bundan sonra "Özetle" ya da "kısaca" gibi şeyleri dikkat çekici şekilde yazıyorum ki nazik okuyucularım gereksiz bir paragraf okumak zorunda kalmadan işi anlayabilsin.) SİNİR BOZUCU ARKADAŞLAR VE EBEVEYNSİZLİĞİN TADINI SONUNA DEK ÇIKARACAĞIM.
 
Temmuz: Basitçe şöyle anlatayım: Arkadaşlarla buluş BULUŞ buluş, cosprayü!!!, msn'le msn'le msn'le (gerçi kim benle msn'ler la? D:), arkadaşlarla ANİME anime ANİME izle, vocaloid, karaoke, visual novel, rpg, böcek savaşı, blogla blogla blogla, keşif KEŞİF keşif yeah! OHOHOHOH. U^U Bir de... Çok çılgınca bir planım var. Hatta yazarken de biraz utanıyorum ama... TEKRAR YEMEK YAPMA DENEMELERİNE GİRİŞECEĞİM!!! Niyeyse (artık "niyeyse" diyorum dikkatinizi çektiyse) blogda bahsetmemiştim galiba ama geçen yaz patates kızartması yapacağım diye tüm mutfak yağla kaplanmıştı. Hatta az kalsın yangın çıkıyordu da annem koşarak yetişti. -_-" Yok yok, yazarken bile fark ettim ki kötü bir fikirmiş. u_u Bulaşmayayım: Ne de olsa Yoruko yemek yapmayı biliyormuş. u_u"
Ha bir de klanlayacağım tabii. v_v (Evet, şu ask.fm'de durmadan bahsederek hepinizi daha hakkında hiçbir şey bilmeden nefret ettirdiğim vampir klanım. v_v")
 
*blamdead*
Ve işte Ağustos. -___-"
Liseden korkuyorum. ;_; Yani... Bu okuldaki tüm arkadaşlarımı yine utangaç bir çocuk olsam da herkes utangaç olduğu için göze batmadığım küçüklüğümde edinmiştim. Hem ne kadar sınıfımdan nefret etsem de aslında bizim sınıf yine iyi sayılır. o_o Yabancı yaşıtlarımı gözlemlediğimde bazen dehşete düşüyorum. Ya "Küçük Sırlar" gibi dizilerdekine benzer bir liseye denk gelirsem??? Ya etrafta topuklu ayakkabı ve kırmızı rujlarla dolaşan ve onu bunu tehdit eden kendini beğenmiş zengin züppe kızlar bana bulaşırlarsa??? (Gerçi k.çlarını tekmelerim orası ayrı. u_u *tekmeleyemedi*) Veya erkekler ÇOK gerizekalı olurlarsa??? O zaman hiç arkadaş edinemem ki!!! Peki öyle yabancı bir okulda ne yaparım??? Teneffüslerde sınıfta kalıp sessizce kitap okusam ya da resim çizsem kesin birileri bana bulaşır. Tanrım bu sefer tek istediğim sessiz, sakin, normal bir kız olmak ve dikkat çekmemek. TTwTT Şey, düşündüm de, acaba, ben bizim sınıfta iyi miydim ya? (ŞİMDİ Mİ ANLIYORSUN BUNU SALAAAKKK!!!???)
Sakin ol Alice, sakin ol. u_u" Ol is vel, ol is vel. *pıt pıt pıt*
 Aslında, düşündüm de, her ne kadar elbette "ideal sınıf" olmasa da,  kızların Justin hariç hiçbir şeyden bahsetmediği ve HER TENEFFÜS -yüksek müsadelenizle- kafamın ırzına geçtikleri şu SBS senesi dışında benim sınıfım hiç fena olmadı. Tamam, bazen aşırı kendilerini beğenmiş, zorba ya da özenti olabilirler (Allah aşkına hangi insan topluluğu yıl sonu balosunda havuza atlamayı planlar? Anladım, benim animelere özenmem gibi, siz de Disney dizilerine özeniyorsunuz falan ama bu kadar da belli edilmez ki canım. -_-") Ama en azından hepsi siyasi fikirlerimi paylaşabileceğim kadar açık görüşlü insanlardır ve sınıfımızda tuhaf karşılananan pek bir şey yoktur. (Gerçi ben ne yapsam "tuhaf", "olay çıkarıcı", "yaramaz" oldum ama...) Hem benim arkadaşlarım -özellikle geçen sene- sanırım bir okulda bulabileceğim en iyi arkadaşlardı. En azından ben 13 yaşında hala okul pikniğinde sopaları kapıp bir anda "dövüşcülük" falan oynayabilen fazla insan olduğunu sanmıyorum. Hatta şunu okuyan blogumun sevgili ziyaretçileri arasında bile muhtemelen bu durumu garipseyen ve bana karşı önyargı geliştirmiş olanlar da çoktur. Çünkü son zamanlarda fark ettiğim gibi insanlar...  Konumuz bu değil. -_-"
Demek istediğim şu ki orada fantastik şeylerden bile bahsedebileceğim kimse olmayacak. Büyük olasılıkla davranışlarım tüm o "genç"ler arasında "çocuksu" ve "garip" kaçacak. (Lanet olası ergenler. -.-" *Victor mode: on*) Kitap okuyan birilerini bulabileceğimi bile sanmıyorum. Eee kiminle iletişim kuracağım ben? (Animelerden söz etme zahmetine bile girmiyorum.)
 Keşke şu blogger'a ses kaydı atabilsek. Ne eğlenirdim ama. Denemiştim aslında var ya. o_o
Yazacak bir şey bulamadığıma göre Kuroshitsuji'liyorum. 
İnanın bana bu animeyi neden bu kadar çok sevdiğimi gerçekten sahiden gerçekten bilmiyorum. 
Yani konusu bir yerden sonra o kadar çok saçmaladı ki ... Diyecek bir şey de bulamadım. -_-" Ama seviyorum işte. İlk izlediğimde hiç sevmediğim Grelle'inden hep çok sevdiğim Finny'sine kadar (Finny! *kalp*) seviyorum. Sanırım bu animede beni çeken şey sadece konu değil. Ciel ile Sebastian'ın ilişkisi bile mahvediyor beni. Sebastian'ın Ciel ne zaman o buz gibi görüntüsünün ardındaki savunmasız çocuğu gösterse bundan şeytanca zevk alışına bayılıyorum. (Ki ben de zevk alıyorum ~ ohohoh! Keşke bu kadar tatlı bir çocuk beni de şeytan uşağı yapsa! Ya da vampir uşağı! Hey - Phantomhive malikanesinde her tür tuhaf hizmetkar varken benim gibi küçük bir vampir kız hizmetkar da iyi gitmez miydi? Gözlemlerime göre bir Phantomhive hizmetkarı olmak için "bela çıkarmak" konusunda özellikle yetenekli olmak yeterli - öyleyse ben kesinlikle başvurmalıyım. Zaten derslerim de iyi değildi... o_- Ah ama imkansız - Regular Show'daki park da çalışacağım. u^u) Ayrıca ikisi arasındaki gizli kapaklı sevgi de gerçekten bitiriyor beni. Aralarında "ne tür" bir ilişki var bilmiyorum ama umursamıyorum da: Bence gelmiş geçmiş en iyi ikililerden biriler. (En iyisi L ve Kira/Ryuzaki ve Light ama: Düşman-dost ilişkilerine de taparım. Daha doğrusu L ve Light'ın arasındakine taparım. Daha da doğrusu L'ye taparım.)
İşte ben bunu seviyorum abi!!!
Yalnız Kuroshitsuji sonlara doğru CİDDEN sapıtıyor. Bana göre  Kuro'yu bu kadar müthiş yapan konusu ve karakterlerinden de önce böyle bir konuya rağmen komedi unsurununun animede bolca yer alışıdır.  Finny, Meirin ve Bard'ın artık "sakarlığı" da aşan salaklıkları, -çoğu zaman- Sebastian'ın kendisi, Ciel'in etrafındaki bunca salağa verdiği tepkiler... (Şu nerede bir yarışma vb. olsa orada olan sinir bozucu sarışın druid ile bir ara çıkmış Hintli prensle yardımcısı var bir de. sdfghjkl) Son bölümlere doğru bunların hepsi ortadan kalkıyor ve geriye sadece Ciel'in anlaşılmaz ve karanlık ruhsal gerilimleri kalıyor. 
Ama işte, yine de sevmeden edemiyorum, kusso! Ciel'in o karanlık sözleri bile ergen ruhumu okşuyor. u^u (Bknz: "Karanlıkta koşmak beni rahatsız etmek çünkü benim ruhum zaten hep karanlıkta yol aldı." Yanlış hatırlamıyorsam 22. bölümdendi.)  Ha seriyle ilgili sevmediğim tek bir şey varsa o da : MELEKLER! Artık ne zaman bir yerde "melek" lafı geçse aklıma o Angela manyağı geliyor. -_-" O milleti "birleştirme" olayının ne olduğunu hala anlamadım: Bence sırf beğeni düşünce 2. sezon (Ciel in Wonderland???) izlenmeme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasın diye böyle bir kafa karışıklığı yarattılar: Hiçbir şey anlamayan izleyiciler "belki 2. sezonda olay anlaşılır" umuduyla o sezonu da izlesinler diye. Çünkü hep öyle oluyor! Tabii sonra  2. sezonda olay anlaşılıyor mu? Hayır! Ya da basitçe: Ben olayı anlayamayacak kadar salağım. (Muhtemelen de öyle...)
Gerçi Kuro'nun beğenisi benim beğenimin düştüğü yerde düşüyor mu bilmiyorum (ama Kuro izleyen tüm arkadaşlarıma göre öyle. u_u): Ben sadece mangadan koptuğu yerde beğeni de düşmüştür diye düşündüm çünkü genelde öyle oluyor. Neden bilmiyorum ama. Anime sayfalarındaki çoğu kişi mangaları animelere tercih ediyor ama ben genelde asla tercih etmem. (Tek isnista Naruto. Animesinden bir bölüm izleyeyim dedim ve Sakura'dan neden o kadar nefret edildiğini anında çaktım: Sesi. -___-") Yani animeler mangalardaki süper konu ve diyologların müthiş renk ve müziklerle bir araya getirilişidir. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?.. Belki de manga konunun ilerleyişi bakımından daha cazip geliyordur bazılarına. o_- Şahsen bana gelmiyor. u^u Hatta  yeterince güzel sahneler için her türlü mantık hatasını bile göze alabilecek biri olarak animelerdeki renkler ve müziğin kusursuz uyumunu hiçbir şeye değişmem. :3
Neyse, bu arada duydunuz mu, bilmem ama Kuroshitsuji'nin de live action'ı çıkıyor ve bilim bakalım bu live action'ı nasıl s.çıp sıvıyor? (Yine affınıza sığınıyorum: Kibar (!) yazarınız Alice bu yazıda biraz fazla sapıttı. u^u) Ciel YOK! Yerine kızın tekini getirmişler! Evet: Bir KIZ! Bizim biricik, küçük, tatlı, soylu Ciel'imiz yerine bir kız var. Konu ise yine aynı konunun bir kıza uyarlanmış hali gibi bir şey anladığım kadarıyla. (Kız olduğu için ünlü bir aristokrat ailesinin başını bir kızın çekmesinin konuya kattıkları da vardır diye düşünüyorum.) Bence filmin konusu da güzel ama bunun "Kuroshitsuji" diye sunulması.....  HAYDİ AMA, KUROSHITSUJİ DEDİĞİN CİEL'LİDİR, SEBASTIAN'LIDIR! Live Action'lardan bu yüzden hoşlanmıyorum işte. Ha bir de o süper çekici karakterleri oynayan oyuncular var tabii. -___-" Gerçi Sebastian fena değildi. o_-  (Death Note'un filmindeki Light'ı hatırladıkça tüylerim hala diken diken olur.) Sevgili Jıpınlar, lütfen çok değerli enerji, yetenek ve beyninizi sadece animelere harcayın. u_u"
Not: Live action filminin fotoğraflarına buradan ulaşabilirsiniz. Oralarda bir yerlerde tanıtımı falan da olacaktı. Üşendim şimdi ben şey etmeye. -_-
http://i99.beon.ru/27.media.tumblr.com/tumblr_m0699uQeow1qho1uao1_500.gif
Şimdi bir buna bak, bir de manga halini düşün. Lütfen ama!!! (Bu arada sanırım sırf görüntü kalitesi yüzünden Hellsing Ultimate'e tekrar şans vereceğim.)
Aslında bu aralar kendimi bir garip hissediyorum. (Ne zaman hissetmiyorum ki..?) Ben Alice'im, bu tamam. Ama bu hayat benim mi gerçekten? Bu benim ailem mi, bunlar benim arkadaşlarım mı? Sanki bambaşka bir hayatım varmış da hafızam değiştirilip bu hayatın içine koyulmuşum gibi hissetmeye başladım. Kısacas yabancılaşma işte. Fakat alışık olduklarım gibi değil... Her neyse. Uyum sağlamaya çalışıyorum işte. 
Buldum! Bence bu Edema Cin'in işi! Edema Cin: Kendisinin artık değiştirdiği onca insanla bir vikipedi sayfasına laik olduğunu düşündüğüm NEET cin. İnsanların hayatlarını değiştirir. Yani "hayat değiştirmek" derken hayatı daha güzel -ya da heyecanlı???- hale getirmekten bahsetmiyorum: İki kişi seçer ve hafızalarını değiştirip ikisini birbirlerinin hayatlarına yerleştirir. Yani cidden hayatlarını değiştirir. *karakter tamamen Alice tarafından uydurulmuştur, sakın internette araştırmaya falan kalkmayınız, zaten birinin araştırmaya kalkması için de benim kadar gerizekalı olması gerekir*
Evet, aynen öyle, parantez gibi *...* olayının da bokunu çıkarıyorum. U^U 
Bir de dün gece gördüğüm şu "rüya" var tabii -___-Of... Hatırlamak bile istemiyorum... Ama şimdi yazmazsam da rahatlayamayacağım. ^^DDD (*kurşunlandı*) Ama sahiden... Bunu dökmeye ihityacım var arkadaşlar... 
 En yakın arkadaşım = Alucard, ben = Seras Victoria, ben = Sinir Krizi Geçiren Alice. 
"Hö? o_-" mü oldunuz? Açıklayayım:
Alucard-en yakın arkadaş [Bu arada yanlış anlamayın, rüyada Alucard en yakın arkadaşım falan değildi (sdfghjkl Alucard bilgisayar oyunu oynayalım mı kanka?), en yakın arkadaşım Alucard'a dönüşmüştü.] beni dershaneden almaya gelmişti ve yanında da ben vardım. Ama tüm özellikleri bin kat abartılmış ve Seras Victoria kılığında bir ben... (Okuyucu: Scariest nightmare ever. O.O) 
İşte böyle en yakın arkadaşımın yanından ayrılmamalar, koluna yapışmalar, bırakamamalar... Sevgilim olsa arkadaşlarımı kıskandığım kadar kıskanamayacak biriyim ben de. Eh az çok hayal etmişsinizdir zaten ama devam edeyim: 
Alucard-arkadaş bana bunu tanıştırdı, ben tabii biraz hayalkırıklığına uğradıysam da belli etmedim ve elini sıkmaya yeltendim. Ama bu şıllık, benim elimi sıkmadığı gibi bir de Alucard-arkadaşın arkasına saklanıp iğrenç bir şekilde ama şirin olduğunu sanarak *arkadaşımın adı* bu kiiim??? o.o" dedi.  Ben çok şaşırdım ve arkadaşıma baktım ama o kızın kafasını okşayıp "merak etme, korkacak bir şey yok," dedi.
O an şalterlerim attıysa da ben yine belli etmedim ve birlikte otobüs durağına doğru yürümeye başladık. Bu sırada da gerizekalı kız şirin olduğunu sandığı birçok saçma sapan davranışta bulundu ve HER ŞEYE acayip aşırı tepkiler verdi. Mesela balon gördüğünde sevinçten zıplamaya başlayıp el çırparak "Yaşasın balonlaaaaar! ^^ ^^ ^^^" diyor, nerede ilginç (ilginç dediğim de çalı, köpek kakası, kuş vb.) bir şey görse "Ooo! O.O (arkadaşıma) Baaak!!!" diye kıçını sallıyor ve önünden köpek geçse "korkudan" sokaktaki insanların ya da arkadaşımın üzerine atlıyordu.
Böylece normalda 10 dk.'da vardığım otobüs durağına 20 dk.'da varamadık ve bu yine kedi gibi bir şeye "ooo!" yaparken neredeyse 1 saatte bir gelen otobüs önümden geçivermez mi? (Hem de yavaş çekimde!) Tabii ben kafayı yemiş bir halde otobüse yetişmeye çalıştıysam da yetişemedim ve üstüne üstlük bir de yere düşüp toz toprak içinde kaldım.
"Eah yeter be, ben bir de otobüs beklerken katlanamam buna, minibüsle gidiyorum!" dedim ama tam minibüslere gidecekken arkadaş "Yapma etme Alice! Yazıktır kıza la!" gibisinden şeyler diyip durdurdu. Rüyada da, hani böyle tsundere-çakması ama "iyi kalpli" kızlar olur ya, hah onlardanım işte, o kişilikle dayanamayıp geri döndüm. Hay dönmez olaymışım. Bu sefer de kız tutturdu "yetimim ben yetimiiim" diye. Arkadaşım da "heee, bak, yetim bir de bu" falan diyor. Sinirimden ağlayacağım ağlayamıyorum. Bir saat bana acıklı hayat hikayesini anlattı. Sonra da aramızda bir "hangimiz Seras Victoria'ya daha çok benziyor?" kavgası geçti. Tövbe tövbe. (Rüyanın en çok bu kısmını hatırlıyorum zaten.)
O: Baaak saçlarım ve kostümümle ben *burada en yakın arkadaşıma sarılır* onun Seras Victoria'sıyım!!! 
Ben: İyi ama benim de saçlarım Seras'a benziyor. ._. 
O: Olsun benimkiler daha çok benziyor!!! 
Ben: .___. Tamam. .___. 
(sdfhjkşjhg Bilinç altımda Seras'ın saçlarını çok mu beğeniyormuşum ki? o_-) 
Sonra işte hava yavaş yavaş kararmaya başladı, ben de bunlara nereye gideceklerini sordum; kendi otobüsleri gelirse beni beklemelerine gerek olmadığını söyledim. Arkadaşım gideceği yeri söyledi. Ben tabii asıl diğerininkini merak ediyorum. (Hemen gitsin istiyorum ya.) Bu sefer de demez mi "*iç çeker* Benim gibi yetimlerin sizler gibi gidecek yerleri olmuyor ne yazık ki. Sizler gibi gidebileceğim bir yer yok. Nereye olursa oraya. *yapmacık yapmacık yapmacık*" (Süper-hüzünlü anime bakışlarıyla söylüyor bunları bir de.) Tabii benim onun o sahte-"bundan bahsetmek istemiyorum" tavrını sezdiğim gibi onu arabaların önüne fırlatmam gerekirdi ama ne yaptım??? Şimdi pratikte böyle söylememe rağmen bunlar gerçek olsa yapacağımı gayet iyi bildiğim şeyi: "İstersen ben de ya da *arkadaşımın adı*nda kalabilirsin. ^^" 
O da "Ger-çek-ten-miiiii?" dedi yine o sahte tavrıyla. Sonra da arkadaşıma doğru dönüp "Onda kalıcam o zaman - ben onun Seras'ıyım ya ^^ ^^ ^^" dedi. Tam kusuyordum ki çantasından mor, yeşil ile mavi renklerde  3 tane peruk çıkarıp birini kafasına geçirdi ve dans etmeye başladı. (Rüyalar işte. -_-") Niyeyse bu hareketi de o an beni olağan üstü sinir etti ve uyandım. 
İşte bu rüya yüzünden SBS'ye 1 gün kalmışken sabahtan beri midem fena halde bulanıyor. 
Ama bu rüyadan öğrendiğim bir şey var: Sanırım ben de bazen abartılı davranışlarımla insanları rahatsız edebiliyorum ve derhal en yakın arkadaşımla konuşmam gerekiyor.
Not: Konuştum ve bana böyle bir arkadaşı olduğunu söyledi. -_- baka Baka BAKA!!! (O kadar korkmuşken bile İLLA Kİ badasslik yapacak. Yapmazsa olmaz. İlla!)
Not2: Tekrar düşündüm de, hayır, Hellsing'e bir şans daha vermeyeceğim. 
Not3: Seras kendimi sevmek için zorladığım tek şirin kızdı ve bir daha asla şirin bir anime kızını sevmeyeceğim. TTTmTTT (Meo'm hariç. Meo ayrıdır abi. u_u") 
 -SBS SONRASI EDITI-
BİTTİ. SBS BİTTİ. ALLAHIM BİTTİ. CİDDEN BİTTİ. BİTTİ. 
Ha bir de sınavdan çıkar çıkmaz Gezi Parkı'na gittim ve biraz oradan bahsetmek istiyorum. 
Öncelikle Taksim'i hiç bu kadar güzel görmediğimi söyleyebilirim. 
Twitter, tumblr ve facebook'taki resimlerden ÇOK daha güzeldi. Her yer yazılar, pankartlar, resimlerle kaplıydı. İnsanlar çimenlerin üzerinde, çadırlarda, hatta ağaç tepelerinde sohbet ediyor, şarkı söylüyor, kitap okuyor, uyuyor, yemek dağıtıyorlardı. V for Vendetta ve Che Guevera gibi insanların posterleri her tarafta göze çarpıyordu. (Zaten satıcılar fırsattan istifade tezgahlarını Guy Fawkes maskeleri ve biber gazına karşı deniz gözlükleriyle doldurmuşlardı.) Resmen turistik bir alan gibiydi - millet bayağ fotoğraf falan çekiyordu yani ama -en azından meydanda- biber gazının etkileri hala geçmemişti tabii. Çadırların ve standların üzerlerinde asılı poster ve her taraftaki duvar yazılarından falan bahsetmiyorum bile. (Özellikle altında Tyler Durden yazan Gezi Parkı Kurallarını çok beğendim.) Tabii bence biraz fazla "Rock'n Coke"a çevrilmişti ortam ama gerçekten yine de görülmeye değerdi. Şu Çanakkale'ye gittiğimden bahsettiğim yazıyı hatırlıyor musunuz? İşte orada duyguğum hisleri -o kadar kuvvetli olmasa da- Gezi Parkı'nda da duydum. Kendim seçmediğim bir şeye bilincinde olmadan böyle bağlılık duymam çok garip ve hiç de benim gibi birine uygun değil ama sanırım "Türk" olmak böyle bir şey işte. Asla milli ayrımcılık -başka herhangi bir ayrımcılık da elbette- yapmayan biriyim ama böyle zamanlarda ben bile "Türk" olmaktan ve damarlarımda bu kanı taşımaktan gurur duymadan edemiyorum.
Ha, bir de şundan bahsetmek istiyorum: Hepimiz orada eylemcilere katılmak istiyoruz ama sizi temin ederim ki kendi çevremizde yaptıklarımız da en az orada yapılanlar kadar önemli. Çünkü bu işin yayılması gerek. Bu sadece üniversite öğrencilerinin Gezi Parkı eylemi olarak görülmemeli. Bu bir direnişti, halkın uyanışıydı ve böyle de devam etmeli. Onlara hepimizin uyandığımızı göstermeliyiz. İşte bu yüzden kendi çapımız da yaptıklarımız da büyük önem taşıyor aslında. 
 Gerçi bunları burada yazarken bile korkuyorum ama paylaşılması gerektiğini de biliyorum. Benim kendi çapımda yapabileceğim en iyi şey bu. Bu olayı UNUTMAYIN VE UNUTTURMAYIN. 
Ayrıca son zamanlarda anime dünyasını sarsan şu Shingeki no Kyojin'e de başlıyorum. Güzel olduğundan eminim ama umarım sahiden beklentilerimi karşılayacak kadar iyidir. Haydi ben kaçtım. 
Not 4: Oh be, son zamanlarda çok kısacık yazmaya başlamıştım, kendime geldim. u_u 
Not5: Gezi Parkı'nda annem de fotoğraf çekmişti: Bilgisayara yükleyebilirsem koyarım buraya. (Özellikle "Tayip Bieber" yazısını koymak için can atıyorum.) 
Not6: Görüşürüz!



1 Haziran 2013 Cumartesi

Yeter Artık.

10 gün sonra berbat geçecek bir sınavın ardından hangi berbat liselere gideceğim belli olacak. 
Ben gerçekten dersleri iyi olan bir insanın ne gibi bir sorunu olabileceğini anlamıyorum. Hani şu "of ya keşke ben de "sizler" (!) gibi olabilsem, üzerimde çok fazla baskı var, yeter artık :(((" diye mallananların suratına yumruğu şöyle güzelce geçirmek istiyorum. Madem "bizler" (!) gibi olmak istiyorsun - her Allahın günü derhsaneye gitmeyi ve gece yarısına dek çalışmayı bırakıp biraz da rahatına baksana? Hatta daha iyi bir fikrim var: Gel hayatları değiştirelim de zavallı annen için deli gibi çalışman gerekirken durmadan aklına heyecan verici yeni hikaye fikirleri gelsin ve kalemi her eline alışında içini dayanılmaz bir çizme arzusu kaplasın. Bir mesleğim olmayacak. Bir geleceğim olmayacak. Asla para kazanamayacağım. Muhtemelen yaşım biraz daha ilerleyince ailem bir ruh hastası olduğumu anlayıp beni deliler hastanesine kapatacaklar. Sonsuza dek birilerininbakımına muhtaç olacağım. Gerçekten çoq eqlenceli. :))) 
Neymiş ders çalışmaktan sosyalleşemiyorlarmış da... Ben var ya? Derslerimin biraz olsun iyi olması için yemin ediyorum sınıftaki tüm arkadaşlarımdan vazgeçebilirdim. Zaten pek fazla olduğundan da değil hani ama olanlardan da vazgeçerdim işte. Derslerim iyi olsun; her öğlen yemeği yalnız oturayım, her yerde yalnız kalayım, her şeyi yalnız yapayım - umurumda bile olmazdı. Hayır, bir de neden sosyalleşemiyorlar, onu da anlamadım ki. Valla benim gördüğüm her yerde değerin ders notlarına göre ölçülüyor. Notların iyiyse düzgün bir insansındır... Geri kalan hiçbir şeyin de önemi yok zaten.
Ailevi sorunlar desen... "Keşke benim hayal gücüm de seninki kadar zengin olabilseydi :((("ci arkadaşların en çok yakındığı bir diğer sorun da bu. Bak, aslında düşününce, dersleri iyi özel insanların asosyal olmalarını anlayabiliyorum: Test çözerken sosyal hayattan izole olup sonra da insanlarla nasıl iletişim kurulduğunu unutuyor olabirler (yani aslında yine sorun yalnızca onların tarafında) ama ya aile..?! Normal bir ailenin en çok değer verdiği şey -çocuğundan bile önce!- dersleridir. O zaman ne gibi bir problem kalır ki geriye? Ha, ailen bok gibidir, iğrenç insanlardır ama derslerin iyi olduğu için en azından sana bulaşamazlar. Elbette Doğu'da falan çok aile var kızını okutmak istemeyen de onlar apayrı bir şey. Onlardan bahsetmiyorum tabii ki. Bence burada bahsettiğim insan türünü herkes anladı - hatta böyle olup bu yazıyı okurken benden nefret eden de bayağ çoktur tahminimce. Kusura bakmayın ama şu anda bizleri yöneten sisteme göre  dersleriniz iyi değilse bir geleceğiniz de yoktur o kadar. ^_^ Yetenekliymişsiniz, iyi kalpliymişsiniz, hayalleriniz varmış... Ne işe yarar? Tamam, önceki yazımda bahsettiğim şeylerle çelişmeyeceğim, elbette hayat her zaman beklediğiniz gibi olmaz: Tabii siz kendinize her zaman beklediğiniz gibi olacak bir hayat yaratmamışsanız. Ayrıca Hangover filmi falan çekmiyoruz burada - "beklenmedik" derken bahsettiklerim en fazla birinin ölmesi, işten çıkarılmak, bebek yapmak falan filan işte... (*aldırmayın, karamsar gününde - hem, liseye geçmesine şu kadarcık kalmış, hoş görün canım bu seferlik de*)  Bunlar parayla pulla geçen hayatın akışını biraz değiştirirler ama o kadarcık işte. Açıkçası... Hepinizin önündeki gelecek belli: *burası kendi iyiliğiniz için sansürlenmiştir* "Hepimizin" demek daha doğru olur ama dersleri iyi olan sizlerle benim aramda bir fark var: Sizin en azından paranız olacak ve elinizin altındaki para güvencesi sayesinde hayallerinizin önündeki tek engel aslında siz olacaksınız ama benim hiçbir şeyim olmayacak...
...Desem de buna kendim bile inanmıyorum. Bence ben delirmeyeceğim. Bence ben hayallerimi gerçekleştirebileceğim. Kendime inanıyorum. YEAH!!!
ANNE SEN DE BİR KEZ OLSUN BAĞRIMA LAN EVE GELİNCE . BİR KEZ OLSUN!!! KÜÇÜKLÜĞÜMDEN BERİ YÜKSEK SESTEN KORKTUĞUMU BİLİYORSUN VE HALA -HALA!!!- HER GÜN EVE GELİNCE BAĞIRMAKTAN VAZGEÇMEDİN!!! BAĞIRMA LAN BA-ĞIR-MA!!!!! 
Eğer annemin bir ağzı olmasaydı onu kesinlikle daha çok severdim.
Özetle: Ne derslerim iyi, ne sosyalim, ne ailemle aram iyi, ne yetenekliyim, ne zenginim, ne şanslıyım, ne de başka bir şey. Hiçbir hayat güvencem YOK yani. Artı  (tüm bunlar yetmiyormuş gibi) deliyim de. Yani: ARTIK BİRAZ ELİNİZDEKİLERİN DEĞERİNİ BİLİN BAKALAR!!!
Gerçi... Böyle diyorum ama muhtemelen benim de değerini bilemeyip başkalarının sahip olmak istediği özelliklerim vardır kesin. Hahaha ne gibi? Akıl hastası olmak gibi mi? Gerizekalı olmak gibi mi?- Hayır. Mesela sürekli döven bir annedense sürekli bağıran bir anneyi tercih edenler olabilir vb...
Aylardan beri onu bunu şikayet eden yazılardan başka bir şey yazmadığımı biliyorum ama zaten görebildiğim kadarıyla blogumu HALA izleyen Suki hariç hiçkimse kalmadı. Dolayısıyla fark etmez. Hahahah.
O değil de ciddi bir şey diyeceğim bu sefer.
Ülkenin gittikçe distopyalaştığının farkında mısınız?
Filmlerde izlediğimiz, kitaplarda okuduğumuz, animelerde yaşadığımız distopyalardan bile daha korkunç bir distopya haline geliyor üstelik ülkemiz. Ben pek distopya bilmem açıkçası ama hatırladığım hiçbir distopya bu ülkenin dönüştüğü kadar korkunç değil. Bu ülkede insanların bedenlerinden ya da sahip oldukları herhangi bir şeyden daha çok daha korkunç bir şeye saldırıyorlar: Özgürlüklerine. Bize ait ne varsa almak istiyorlar elimizden. Neler düşündüğümüzden ne giydiğimize, neler yaptığımızdan ne yiyip içtiğimize kadar her şeyimize karışıyorlar. Sen serserinin teki içki  olay çıkarıyor diye arkadaşlarıyla deniz kenarında zevk için 1-2 kadeh bir şey içene içmeyi yasaklayamazsın ya da ruh hastasının teki kadının bacaklarına bakıyorsa bu bacakları görünüyor diye o kadının suçu değil ruh hastası sapıkların suçudur.
Artık haberler başladığında kanalı çevirmekten vazgeçin. Gazeteler moda ya da spor sayfalarından ibaret değil. 13 yaşında bir çocuğun böyle şeyler söylemesinin sakıncalı olduğu bir yerde yaşıyoruz. Gözlerinizi kapatıp kulaklarınızı tıkayarak daha ne kadar devam edeceksiniz? Böyle giderse o küçük zararsız hayatlarınıza da zarar vermeyeceklerini mi sanıyorsunuz?
Fakat bugün Taksim Gezi Parkı için yapılan eylemde gerçekten milletimle gurur duydum. Atatürk'ün evlatları hala tamamen kaybolmamış. Bu halkın hala bağıracak biraz olsun sesi kalmış. Bu olay artık ağaçlardan, parktan, doğayı korumaktan öte. Bu artık direniş. Halk nihayet uyandı.


logaritmaetabani:

morvampiiir:

HELAL OLSUN

Ne güzel insanlar
Bugünkü görüntülerden beni en çok etkileyenler de bunlardı işte. Ulan vay be. Ne kadar birbiriyle çatışan grup vb. varsa birleşti ya helal olsun be.
İŞTE BU NEET GÜCÜDÜR. "İNTERNETTEN ÜLKE KURTARILMAZ"MIŞ. YOK YEA?
Artık bu gece olursa olur bir şeyler. Bu gece kurtarılırsa kurtarılır bu ülke. O değil de internetten de ülke kurtarılabilse de ben hazır İstanbul'da gitme şansım varken deli gibi Taksim'e gitmek istiyorum. Sandalyede oturmak harbiden gücüme gidiyor.  Randevu salonları ve travesti barları direnişçilere kapılarını açmış. İzmir'de akp binası ateşe verildi. Tüm gruplar birleşti. Türk kanallarının yayınlayamadığı haberleri yabancı kanallar yayınlıyor. İnsanlar canlarını veriyorlar. Sandığımdan daha çok "adam" varmış bu ülkede.
 

Şunu anladınız ya sonunda ulan!
Neyse. Bir ara bir konu bulmuştum ben. Normalde hikaye olarak yazacaktım ama dedim: "Yok, boşuna uğraşma Alice, bildiğin anime bu."
Fakat hikayesini de yazmak istiyorum. Öfff. Ne yapsam acaba?
Şimdi konu şöyle:
Farklı nedenlerden ötürü intihar etmeyi düşünen 5 ayrı kişiye 5 özel telefon edilir. Bu telefonların özellikleri içlerinde bulunan tek bir numaraya ne istediğini yazıp gönderirsen gerçekleşmesidir. Seçilmiş 5 kişi telefonlara şans verir. Kısa süre için her şey güzel gittikten sonra yaşamları dileklerinin teker teker gerçek olmasıyla cehenneme döner. (Tabii sınırlı sayıda dilek dileyebildikleri için bir noktadan sonra göt gibi kalıyorlar.) Bunun intikamını almak için telefonları onlara vereni bulmaya çalışmak için bir araya gelirler ve "TAKIM K" oluşur.
 Yemin ederim bu takımı şu "K" animesinden önce oluşturmuştum. Yine de bu yazıyı yazarken adını değiştirebilirdim ama değiştirmeye zahmet etmedim çünkü adı gibi konusundan ve karakterlerinden de özentilik akan bir anime (!). ^^D Karakterleri basitçe iki çocuklu boşanmış bir anne (lider), şiddet eğilimli, deri ceketli ve güneş gözlüklü sarışın bir genç, Japonya'da yaşayan yaşı belirsiz hikikomori bir Türk kızı, sahip olduğu tek akrabası kardeşini arayan dahi bir genç ve erkek mi kız mı olduğuna daha karar veremediğim intihar eğilimli sıradan bir liseli.
Hikayeyi  daha fazla dilek gerçekleştirebilmek için birbirlerinin  telefonlarını ele geçirmeleri gereken bir oyuna da dönüştürebilirim ama öyle amacından sapar. Hem -bu haliyle bile- zekice bir kurgu yaratmaktan acizken... Bir psikoloji serisi olsun gitsin işte.