27 Nisan 2014 Pazar

Favori Rpg Oyunlarım

Merhabalar! Bugün biraz oynadığım rpg oyunlarından bahsetmek istiyorum. Bunlar şu role playing oyunları değil. Neden ikisine de rpg dendiğini bilmiyorum. Ama ben rpg derken şu rpg maker programıyla yapılan, grafiklerinin kaliteleri ile hikayelerinin kaliteleri ters orantılı, korku ya da macera türündeki oyunlardan söz ediyorum. Yume Nikki, Ib, Mad Father, Witch's House, Crooked Man gibi... Oynadıklarımdan favori sıralamama göre söz edeceğim. 
1 - Ib
Ib'yi ilk kez oynayalı bayağ oluyor ama onun üstüne defalarca kez tekrar oynamışımdır. Ib benim favori oyunum çünkü... Ah neden sevdiğimi nereden anlatmaya başlayacağımı gerçekten bilemiyorum. Bir kere konusu çok ilginç. Bilmeyenler için Ib'nin konusu şöyle: Ib adlı küçük bir kız bir gün ailesiyle Guartena adlı bir sanat galerisini ziyarete gider. Tablolardan birine bakarken elektrikler kesilir. Elektrikler tekrar geldiğinde Ib galeride yalnız olduğunu fark eder. Üstelik çıkışlar kapanmıştır. Galeride gezerken bir tablonun içine giden ayak izlerini görür. Ayak izlerini takip ederek resmin içine girer ve kendini başka bir galeride bulur. İşte Ib, Ib'nin bulmacalar çözüp, canlanmış resim ve heykellerden kaçarak bu galeriden çıkmaya çalışmasını konu alıyor. Evet, resim ve heykellerin bazıları canlı, üstelik oldukça korkunçlar! Guartena'nın sanat anlayışının da gerçekten ilginç olduğunu belirtmeliyim. Bu sıradışı bir sanat anlayışına sahip sanatçının eserleriyle dolu müzenin enterasan havası o şahane müziklerle birleşince Ib gerçekten tadından yenmez bir oyun oluyor. Ha bir de Garry var tabii... Fazla iddialı bir laf olacak ama Garry muhtemelen oyun tarihin en iyi karakteri.  Dün Joel ile Ellie ikilisinin benim için Garry ile Ib'yi bile geçtiği gibi saçma bir laf etmiştim ya o lafımı geri alıyorum. Onu yazarken kafam neredeydi hiç bilmiyorum. Üzgünüm. İçinde Garry var! Nasıl kaybedebilir ki? Açıkçası benim için Garry bu oyunun en güzel yanı. O olmasa belki de bu kadar güzel bir oyun olamazdı. Ha bu arada Garry de tıpkı Ib gibi normal galeriden buraya yanlışlıkla gelen bir adam. Hatta oyunun başında "Hanged Man" tablosuna bakarken görülüyor ama bir şey söylemiyor. Kendisi adını Gary Stu'dan alıyor ama çoğu Gary Stu gibi sıkıcı değil. Ib'nin yapımcısı Kouri'nin tanımladığı gibi "sevilmesi çok kolay bir karakter". Neyse.  ^^" Garry ile karşılaştıktan sonra yola onunla devam ediyor. Bu arada oyunun 5 farklı sonu var ve bu sonlar Garry ile kurduğunuz ilişkiye bağlı. Her fırsatta onunla konuşmalısınız. İnanın bana bunu yapmak her bakımdan karınıza.  Bir de Mary var tabii. O da bir süre size refakatçilik ediyor. Mary'nin Garry kadar sempatik olduğunu söyleyemem, bazıları onu seviyor, bazıları ise hiç sevmiyor. Benim kendisine karşı hissettiğim pek bir şey yok açıkçası, şirin, psikopat ve bir taraftan zavallı bir karakter. Ama pek de umurumda olan biri değil. Benim umurumda olan tek kişi... GARRY!!! Biliyorum, çok fazla fangasm geçiriyorum ama Garry'i düşündükçe böyle olmamak mümkün değil, oynayanlar anlar beni. Garry ile Ib'nın ilişkileri o kadar tatlı ki... Garry'i bulmadan önce oyunu oynarken her şeye korkuyordum ama Garry geldikten sonra o güven verici ve yatıştırıcı havasıyla tüm korkularımı geçirdi. *spoiler* Oyunun en sevdiğim sahnesi ise sanırım Garry'nin şu korkunç bebeklerin olduğu odadan çıkamadığı, sonra Ib ile Mary'nin onu delirmiş halde bulduğu ve Ib'nin kendisine gelmesi için onu tokatladığı, Garry düzelince de kendini onun kollarına attığı sahne. Bayılıyorum o sahneye! Her ne kadar mutlu sonu almak için Garry'nin o odadan çıkmayı başarması gerekse de bazen o sahneyi izleyebilmek uğruna anahtarın yerini bilsem de almıyorum. O sahneyi izledikten sonra kaydettiğim yerden devam ediyorum. Her izlediğimde de gözlerim doluyor. *spoiler* Ib All Alone, Together Forever, Memories Crannies ve Forgotten Portrait kötü endingler, Promise of Reunion ise iyi ending. *spoiler* Ama bana sorarsanız en güzel ending Forgotten Portrait'tir derim. Ib bir kitap ya da film olsaydı sanırım sonu kesinlikle Forgotten Portrait'teki gibi biterdi. Forgotten Portrait en çok ağlatan ama en güzel ending. Çok fazla üzücü ama bir o kadar da güzel. Garry'nin son sözlerini hatırladıkça gözyaşlarımı tutamıyorum. *spoiler*
Oyunun müziklerinde bile en sevdiklerim Garry'nin theme'leri. Normalde Blind Alley'i daha çok seviyorum (En sevdiğim sahnede o çalıyor diye hatırlıyorum çünkü.) ama Ashe diye bir hayranın Hide and Seek'in melodisiyle oluşturduğu "Fighting For You" diye bir şarkı var ve öyle güzel ki dinlerken gözlerim doluyor. Tabii diğer müzikler de çok güzel. Hepsini dinlemenizi öneririm. 
Not: Bu arada Ib'nin en sevdiğim oyun olmasının nedeni Garry değil. Bir keresinde Ib'nin ben Garry'nin ise L olduğu ve theme'in "A Thousand Years" olduğu bir rüya görmüştüm. Hayatımda gördüğüm en güzel rüyaydı. L ile karşılaşmak isteyeceğim durum tam olarak Ib ile Garry'nin durumu. 
2 - Mad Father
Söylemeliyim ki Mad Father'ın ne konusu ne de karakterleri öyle pek de ilginç değil. İkinci sırada olmasının muhtemelen tek nedeni oynadığım ikinci rpg olması. (Evet, Ib de birincisi ama o, sonradan oynamış olsam bile büyük olasılıkla yine favorim olurdu.) Bir de beni gerçekten çok korkutan tek rpg. Ib'de de korkmuştum ama en azından oyuna devam edemeyecek kadar değil. Oysa Mad Father'da daha zombilerin ilk çıktığı yerde oyuna devam edememiştim. O kısım o kadar korkunç değildi ama oyunun öyle korkunç bir havası vardı ki oyundan bayağ tırsmıştım. Sonra bana bir cesaret geldi ve devam etmeyi başardım. Tabii korkudan oynayamadığım başka birçok kısım oldu ama çok uzun da sürse neticede oyunu bitirmeyi başardım. u^u *shines* Demek istediğim şu ki yani gerçekten korkunçtu. Bir de sanki bulmacaları çözmek daha zor ve dolayısıyla daha eğlenceliydi. Herneyse... Oyun kısaca annesinin ölüm yıl dönümünde baş karakter Aya'nın evini zombilerin basmasını ve Aya'nın babasını kurtarmaya çalışmasını konu alıyor. Kız evini zombiler basınca kaçmak yerine babasını kurtarmaya çalışıyor çünkü 1- Yavrucak ağır gerizekalı ve 2 - O zombilerin muhtemelen babası tarafından öldürüldüklerini bildiği için... Babası evin bodrumundaki laboratuvarında milleti kesen bir manyak çünkü. Bir de Maria adlı bir hizmetçisi var. Aya onca zombiyi atlatıp babasının laboratuvarına ulaşınca öğreniyor ki... DIN DIN DIN!!! Zombileri gönderen intikam almak için geri dönen annesi. Peki annesi neden intikam almak istiyor? Devamı oyunda ama oynamanızı tavsiye etmem çünkü "iyi" sonu alınca saçlarınızı yolabilirsiniz. *spoiler* Ulan... O Coron ve Dio o kadar senin için kendilerini feda etsinler, Dio o kadar "bizleri hatırla, baban gibi olma" diye konuşma yapsın, sen git büyü, aynı baban gibi ol... Ben senin ağzına sıçayım Aya. Zaten babasının yaptığı onca şeyi öğrendikten sonra daha hala babacığını kurtarmaya çalışmasından belliydi ne kadar mal olduğu ama onca şeyden sonra gidip babasının kopyası gibi olabileceğini hiç düşünmemiştik. Tebrikler Aya, mallık konusunda yeni bir seviyeye ulaştın. Hayır, bir de neden, nasıl babasının yolundan gitti, onu da öğreneydik iyiydi ama yok... Muhtemelen her şey bitince Maria ile birlikte malikaneyi terk etmeden önce bulduğu kırmızı kitap yüzünden ama kitabın içeriği hakkında bir şeyler bilebilseydik... Yok. Sonra bir de o kadar uğraşarak aldığınız gemler sayesinde kazandığınız bir bonus sahne var ki o da kafanızı iyice karıştırıyor. Aya'yı başından beri babasının yaratısı mıydı yoksa onca şeyden sonra kurtulmayı başaran Doktor Drevis kendine yeni bir Aya mı yarattı? Bilemiyoruz... *spoiler* Bu oyunun bir 2.si çıksa çok güzel olabilirdi ama o da yok. Oynaması eğlenceli ama hikaye için pek de değmez. Karakterler de öyle. En çok sevilen karakter hepi topu 3 sahnede çıkıyor. (Dio'dan söz ediyorum.) Benim favorim cesur asker heykeliydi. Neden Aya'yı korudu ki o? Nedeni neyse de şok şeker bir hareketti.
3 - Yume Nikki
Aslında bu oyunu anlamadım. Ama ne önemi var ki? Yume Nikki rüyaları anlatan en azından benim bildiğim en güzel yapım. Oyunda Madotsuki isimli bir kızın rüyalarında dolaşıyorsunuz. Neden bu oyunu Mad Father'dan çok sevemiyorum? Lanet olsun... Neyse, konuya dönelim. Rüyalarda dolaşırken "efekt" denen bir takım özellikler ve nesneler topluyorsunuz. İlginç efektler var. Mesela "Fog" efekti ile kurbağaya dönüşüyorsunuz ya da "Fat" efekti ile şişmanlıyorsunuz. Benim en sevdiğim efekt Medamaude isimli Madotsuki'nin kafası avucunun içinde göz olan kocaman bir el haline geldiği efekt. Oyunun tek bir sonu var ve o son nedense herkesin aklını başından alıyor. Benim almadı. Beklediğim bir şey değildi ama oyunun belli bir amacı olmadığı hesap edilirse o kadar da şaşırılacak bir şey de değildi. Gerçi daha yaratıcı sonlar hayal etmiyor değilim. Ama bu açık uçlu sona da razıyım, aklımı kurcalayan sorular kalmadı hiç değilse. Ha, bu arada karakterler de çok iyi. Favorim şu orman yolundaki yerde yatan gizemli ölü (?) yeşil adam Shitai.
Yume Nikki bazıları için çok sıkıcı bir oyun olabilir çünkü bazı efektleri bulması oldukça zor ve bulana dek durmadan yürüyorsunuz. Yani sıkılabilirsiniz, uyarmış olayım. Ama ben çok sevdim çünkü Alice Harikalar Diyarında'yı andıran bir tarzı var gerçekten ve bildiğiniz gibi Alice Harikalar Diyarı benim olayımdır. Bir de bu oyunun fangameleri var, mesela .flow, Fleschild ya da  The Looking Glass gibi. Ben onları oynamadım ama Yume Nikki'yi çok severseniz işte alternatifler.
4 - Alice Mare 
Bu, anlattığım ilk üç oyun kadar bilinen bir oyun değil. Fakat gerçekten çok güzel, neden pek fazla bilinmediğini anlamıyorum. Baş karakter Allen  hafızasını kaybetmiş bir çocuktur ve bir nedenden ötürü kendisi gibi sorunlu 5 sorunlu çocuk ve bir öğretmenle birlikte büyükçe bir evde bulunmaktadır. Allen gün içinde diğer çocuklar ve öğretmenle tanışır, biraz sohbet ederler ve çocuklar geceleri garip sesler duyduklarını anlatırlar. Gece olunca merakına yenik düşen Allen normalde gitmesinin yasak olduğu 2. kata çıkar ve odalardan birinde içinde "lütfen beni kurtar" diye mırıldanan büyük bir kelebeğin olduğu bir çerçeve görür. Kelebeği kurtarmaya çalışırken çerçeve kırılır, hemen öğretmen gelir ve Allen'ı odasına geri gönderir. Allen odasına gidince dolabından bir kedi çıktığını görür. Sonra kedi tekrar dolaba girer ve Allen da onu takip eder... Ardından kendini farklı bir dünyada bulur. Bu dünyada Allen kısaca bir takım kapılardan geçmekte ve orada evdeki arkadaşlarının peri masallarındaki karakterler olan halleriyle karşılaşmaktadır. Her kapıdan geçerek diğer kapının anahtarını alır ve gerçek dünyaya geri dönmeye çalışır. Oyunun birçok farklı sonu var: İyi son ise Recipient of Love oluyor sanırım. Ne olursa olsun oyunun hikayesi çok ilginç değil mi? Gerçekten değişik bir Alice Harikalar Diyarı parodisi... Alice/Allen, tavşan yerine kedi, e tavşan olmadığı için haliyle tavşan deliği yerine de dolap... Sonra Allen bir garip dünya yerine birkaç tane garip dünyada dolaşıyor. Bence konu, hikaye, karakterler, oynanış, müzikler - hepsi süper. Bir de oyun yine rpg oyunu ama grafikleri diğer oyunlarınkine göre daha iyi. Farklı bir program kullanılmış olmalı. Ama her ne kadar yine basit piksellerden de oluşsalar karakter dizaynları daha şirin. Oyunun türü korku değil, macera bu arada. Eğer bu tür seviyorsanız size bu oyunu öneririm. Oynarken hikaye kitabı okurmuş gibi hissedeceksiniz, çünkü oyunun "masalsı", değişik bir havası var.
5 - The Mirror Lied 
Belli bir konu ya da hikaye yok. Oyunda bir takım olaylar oluyor ve kendiniz bir konu, hikaye, mesaj bulmaya çalışıyorsunuz. Bu oyunu sevemezsiniz. Oyunun olduğunu düşündüğünüz şeyi sevebilirsiniz. Ben de kafamda oyunla ilgili tüm teorileri birleştirerek yarattığım oyunu sevdim aslında. Lütfen eğer oynayıp bitirmişseniz siz de oyunla ilgili teori ve yorumlarınızı benimle paylaşın. Çünkü bir süredir bu oyun müziği ile birlikte hiç çıkmıyor aklımdan ve hakkında ne varsa yalayıp yutmak istiyorum. Gerçekten aşık oldum. Yapımcısının diğer oyunlarını da oynayacağım. (Mesela To The Moon'u çok merak ediyorum.) Gerçi bir yandan da yine bir TML etkisi yapar diye korkuyorum.
6 - Very Pink Game
Yine az bilinen çok şeker bir oyun... Very Pink Game! Oyun yanlış hatırlamıyorsam Ivy adında bir kızın uzun zamandır görmediği bir arkadaşından mektup almasıyla başlıyor. Arkadaşı Ivy ile buluşmak istediğini yazıyor. Ivy de onunla buluşmak üzere buluşma yerine doğru yola çıkıyor. Konusu bu kadar. Oyun korku ya da macera sayılmaz. Bu tür oyunlara "seyahat" oyunları demeyi tercih ediyorum. Yolda karşınıza çıkan engelleri geçerek buluşma yerine ulaşmaya çalışıyorsunuz. Basit ve kısa süren bir oyun ama sevdim çünkü çok şeker bir havası var. Daha çok bilinmesini ve daha çok fanartı olmasını isterdim. Buna benzeyen bir de Melon Journey var ama başlamış olsam da kaydetme sorunu yüzünden onu bitiremedim. ;_; Yine de bir ara oynayacağım mutlaka.
7 - The Witch's House
Bu oyun gerçekten çok korkunç olduğu için kendim oynamadım, Let's Play'lerini izledim. Bu oyun sadece sonu için bile oynanır. Sonunu izleyene dek öğrenmemeyi başardığım için, benim için oldukça kalp krizi geçirtecek bir sondu. Tabii sonu derken, normal sondan bahsediyorum. Nedense birkaç farklı son var. Oyunu asıl sonu alarak bitiremeyen ve bir yerlerden duymayan zavallı oyuncuları düşünmemişler. Şahsen ben öyle bir son yazsam mutlaka alıcının o sonu bilmesini sağlardım. (Yeteneksizlik işte be. xDDD) Sonu dışında öyle aman aman bayıldığım bir oyun değildi açıkçası. Ama sonu çok çarpıcıydı gerçekten... (Tamam, anladınız, susuyorum.) Açıkçası sonu dışında da öyle aman aman hoşuma giden bir yanı yok zaten. Hikayede Viola isimli bir kız ormanın derinliklerindeki bir evde Ellen diye bir cadı tarafından takip edilirken bu evden kaçmaya çalışıyor. Bu oyun hakkında gerçekten daha fazla konuşamayacağım çünkü konuşursam mutlaka bir spoiler vereceğim ki bu da tüm oyunu mahveder. Eğer oynayacaksanız kesinlikle spoilerlardan kaçınınç Fanartlara ya da videolara bakmayın. Bir de jumpscarelere dikkat: Çok fazla var ve insana kalp krizi geçirtebiliyorlar bazen. Ama korku oyunu havasının iyi verildiğini söylemeliyim. Herhalde bu oyun normal bir oyun olsaydı gelmiş geçmiş en korkunç oyunlardan biri olurdu. Bazı oyunların rpg olarak kalması daha iyi.
8 - The Mermaid Swamp 
Bunu da kaydolmadığı için bırakmıştım. Sonra sevgili Shuu'nun yazısını görünce devam etmeye karar verdim ve bitirdim. Eh, fena değildi. Oyun dağlarda gezerken hem kaybolan hem de arabaları bozulan dört cenabet arkadaşın yaşlı bir adama rastlamaları ve adamın kaybolmuş gençleri konaklamak için evine davet etmesiyle başlıyor. Gençler kabul ediyor ve adamın evine gidiyorlar. Dört arkadaş evi çok beğeniyor, geziyor, yemek yiyorlar falan. Ama gece baş karakter Rin Yamazaki adlı kızımız garip bir rüya görüyor. Sanki kendisi su atında ve suyun öteki tarafında onu izleyen birileri var. Ertesi gün garip şeyler başlıyor. Örneğin arkadaşlarından biri olan Yuka'nın odasına gittiklerinde bir bakıyorlar ki güzelim kız pişmiş yaban domuzumsu iğrenç bir şeye dönüşmüş. Nasıl olduysa artık kimse iğrenmiyor ve öleceğini düşünüyorlar ama kız ölmüyor. Sadece devamlı üşüdüğünü söyleyip duruyor. Sonra zamanla daha ilginç gelişmeler baş gösteriyor. Rin ev sahibinin gizli deniz kızı fetişini keşfediyor. Bir de ortalıkta "benim..." diye dolaşan kara bir silüet var. (Ta ilk oynayışımda ss almıştım ama silmişim ya.) Sonra bulduğu bazı şeylerle yaşlı adamın gitmeden önce anlattığı bir deniz kızı bulup ona bakmaya çalışan bir manyakla ilgili efsaneye inanmaya başlıyor. Yani burayla ilgili deniz kızlarına dair bir haltlar var ama ne? Oyunun "Underwater Dream" sonunu aldım, diğer sonlarla ilgili hiçbir fikrim yok. Ama aldığım sonu beğendim, hikaye gerçekten güzel bağlanmış. Bu oyunun sıralamada daha yüksek bir yerde olmamasının sebebi hikaye güzelliği dışında benim öyle çok fazla sevdiğim başka bir özelliği olmaması. (Karakterler, müzikler, diyaloglar yeterince güzel değildi benim için.) Bu arada bu oyunun yapımcısı aynı zamanda da Crooked Man ile Sand Man oyunlarının da yapımcısıymış. Onları oynamadım ama Shuu'nun hakkındaki yazılarını okudum ve onlar da oldukça ilginç göründüler. Çoğunlukla evde tek başına yaşayan biri olarak özellikle fazla jumpscareli korkunç oyunları oynamaktan kaçındığım için muhtemelen onları oynamam ama videolarını izlemeyi düşünüyorum. Her neyse, Mermaid Swamp'in ilginç bir hikayesi var. Oynayıp görmenizi tavsiye ederim. Aslında oyun değil de kitap ya da en azından bir hikaye olarak daha güzel olabilirdi, yine de oyun olarak da öyle çok fena sayılmaz.
Eee... Aslında oynadığım tüm rpg'ler bunlar. Öyle çok fazla oynamadığımı görünce ben de şaşırdım. Bunlar dışında bildiğim popüler rpg'ler şunlar: Misao, Crooked Man, Sand Man, Paranoiac, Palette, Corpse Party, Ao Oni vb... (Misao'yu henüz bitirmediğim için buraya eklemedim.) Daha rpg oynadıkça burada paylaşmak istiyorum. Bu arada oyunları buradan indirebilirsiniz. 

7 yorum:

  1. Oyunlardan sadece Mad Father'ı oynadığım gerçeği acıttı. Q.Q
    Yalnız o kitap insan anatomisi ile ilgiliydi. Hatta oyunun bir kısmında Aya bakmış sonradan ''Daha fazla bakamam.'' gibi bir şey söylemişti yanlış hatırlamıyorsam. Mad Father'da en sevdiğim son Aya'nın bebek olduğu sondu. Diğer kötü son bence dandikti biraz. Maria arkadan bıçaklıyor ölüyorsun. Sinir bozucu. o.o
    İyi son ise.. Onun hakkında tek kelime edemiyorum..
    The Witch's House'u oynamayı istiyordum fakat o spoilerı yemeden önce.. Cidden acayip kötü bir spoiler o.

    Gerçekten benim için güzel bir yazı oldu. Bilmediğim çok fazla oyun varmış. Birkaç tanesini indirip oynamaya başlayacağım. o.o

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen söyleyince hatırladım ben de, doğru ya - o kitap Aya'nın bir bölümünde bulduğu anatomi kitabıydı. Herhalde içinde insanı cidden manyak edici şeyler var ki kitabı alıp büyüyünce öyle oldu. Ayrıca benim de en sevdiğim son Aya'nın bebek olduğu sondu, babası gibi olmasındansa bebek olması daha iyi oldu. Maria'nın onu bıçakladığı son saçma, iyi son ise berbattı.
      The Witch's House işte o spoilerı almadan bitirince gerçekten güzel oyun. Spoilerı aldıktan sonraysa bana göre pek bir anlamı yok. Ama kimisi sevebilir, ne bileyim.
      İşe yaradıysa teşekkür ederim. ^^ Rpg oyunları iyidir ya!

      Sil
  2. Ay bir tek Very Pink Game'i oynamamışım *0* *not alır*
    Benim favorim Yume Nikki doğrusu. Ya aslında hepsi çok güzel ve Ib oynadığım ilk oyun olduğu için Yume Nikki'yle birinciliği paylaşıyor. Yume Nikki'yi ne kadar çok sevdiğimi anlatmaya dizeler yetmez ;w; Bir ara onun için bir tanıtım yazısı yazmayı planlıyorum doğrusu...
    Güzel bir yazı olmuş Alice-chan :3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Very Pink Game diğerlerinin yanında biraz fazla ama havası benim hoşuma gidiyor, umarım sen de seversin Shuu. :3 Yume Nikki fazlasıyla güzel... Bu arada, teşekkür ederim! ^m^

      Sil
  3. Hepsini oynadım ben pembişli olanı sen yıllaaar önce biyerlerde sözettiydin ben de yıllaaaar sonra baktıydım öyle oynadım işte nagazel

    YanıtlaSil
  4. Şimdi okudum da kayıt sorunu derken şöyle bir sorun olabilir tamamen winrarla alakalı bence bendede o sorun vardı ya sen ne kadar kaydetsende winrar o bilgiyi sıfırlıyor şey nasıl desem aynı yeni almış oyuncağı kutusundan çıkarmamak gibi oyunları winrardan çıkarıp bir klasöre aktarırsan kaydedilmeme sorunu olmaz :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onu biliyorum, zaten bu oyunların çoğunu öyle oynadıydım ama bazı oyunlar baştan açılmıyor, onu ne yapacağız Seras hanım, sorsanıza bir master'ınıza. ;m; Gerçi piksellerden oluşan sanal dünyadan anlamazdı o yanlış hatırlamıyorsam... Eski dostumdur da kendisi, küçük kızdan selam söyle.

      Sil