25 Mayıs 2014 Pazar

Left Behind

 
Last Of Us'ın hemen ardından dayanamayıp Left Behind'ı da izledim. Beklediğimden güzel ama beklediğimden kısaydı. Şimdi bir daha asla Joel ve Ellie'yle ilgili yeni bir şeyler izleyemeyeceğim... Gerçi şu an buna çok da üzülemiyorum çünkü oyunu tekrar izlemeye başladım bile. Te~heee! good job onion head Her neyse... Biraz Left Behind'dan bahsedelim. 
Oyun Ellie'nin Last Of Us'da da söz ettiği arkadaşı Riley ile çıktığı bir gezintiyi ve Joel hastayken neler yaptığını anlatıyor. Gerçi son kısma pek yer verilmemiş ama bunun eksikliğini çok da çekmedim. En azından Ellie'nin gelişimini yeterince görüyorsunuz. Bir yanda Riley ile gezerkenki hali diğer yanda Joel'ı kaybetmemek için çırpınışı öyle yürek burkucu ve tatlıydı ki... Riley ile gezilerinde hem eğlenceli hem duygusal sahnelere yer verilmiş. İkisi arasındaki ilişkinin sandığınızdan derin olduğunu görüyorsunuz. Hikaye iki kızın zombilerden kaçmayı başaramayıp ısırılmalarıyla bitiyor.  Sonunda ikisinin de ısırıldığını ama bildiğimiz gibi sadece Ellie'nin hayatta kaldığını düşünürsek buradan Ellie'nin onu öldürmek zorunda kaldığı sonucu çıkar ki bu da gerçekten çok üzücü... Öte yandan ikisinin iki sıradan çocuk gibi eğlendikeri sahneler gerçekten çok keyifli ve tatlıydı. ^-^  
 
   
 
 
 
Burada iki kızımız fotoğraf kabininde eğleniyorlar... Çok şirin değiller mi ama? 
Ayrıca maskeler takarak eğlendikleri, tuğla yarışı yaptıkları, bir komedi kitabından fıkra ve bilmeceler okuyup güldükleri, atlı karıncaya bindikleri, su tabancalarıyla birbirlerini ıslattıkları ve müzik açıp pistte dans ettikleri kısımlar da çok şirindi! 
Kısacası Last Of Us biraz güldüren, biraz duygulandıran, Ellie'ye olan sevginizi ÇOKÇA arttıran kaliteli ve hoş bir DLC olmuş ama daha uzun olaydı ne olurdu? 

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Joellie (Spoiler)

Bu, eskiden aldığım birkaç secreenshot ve neden o zaman paylaşmadım bilmiyorum ama şimdi, oyunu bitirmişken paylaşacağım çünkü Joellie hislerim felaket derecede tavan yaptı. 
Siz 
 Evet, siz, Joel ve Ellie 
 O pek güzel adam öldürdüğünüz oklarınızı ve kurşunlarınızı ve tüm diğer silahlarınızla kalbimi delik deşik etmekten
Duygularıma tecavüz edip
Onları ve gözyaşlarımı ele geçirmekten 
 Ve de bende geri alınamaz duygusal hasara yol açmaktan dolayı
 TUTUKLUSUNUZ!!!
 Ahhh bu ikisi için duyduğum hisleri paylaşamıyorum bile. Sanırım seriyi baştan izlemeye başlayacağım ben. Ayrıca şu resmi de paylaşmak istiyorum, Joel'ın endişeden kıçı tutuşunca artan badassliğinin en güzel örneklerinden:
Pewdie ile tam olarak aynı tepkiyi vermiştim o sahnede. Yok böyle bir badasslik. Evet, oyun bu tür sahnelerle dolu. Yani İZLEMELİSİNİZ!!! Bir de şu alttaki AMV'yi izleyip daha kötü oldum ben... Bir şarkı bir şeye bu kadar mı uyar? Joel'in theme şarkısı olarak satın almalıydılar bunu.


Sonunda Last Of Us'ı Bitirdim! (Bolca Spoiler İçerir)


VE DÜŞÜNDÜĞÜM ŞEKİLDE BİTMEDİĞİ İÇİN ÇOK MUTLUYUM! 
Sonunda Joel'ın ısıralacağını düşünmüştüm ama neyse ki düşündüğüm şekilde bitmedi. Çok, çok, çok teşekkürler tanrım. Çünkü benim düşündüğüm gibi ya da başka kötü bir şekilde bitseydi kalbim gerçekten bunu kaldıramazdı. Sonunun yine beni ağlatan bir şekilde olsa da (Bu oyunun sonunun beni ağlatmaması imkansız olurdu çünkü adı üzerinde, "oyunun SONU!") uykumu kaçıracak, günlerce etrafta yağmur bulutu gibi gezmeme sebep olacak ve somurtmaktan yüz kaslarımı felç edecek bir şekilde hala inanamıyorum. Last Of Us'ın cutscene'leri bile (Hem de her biri!!!) öyle vurucu ki sonunda mutlaka oyuncuyu dumura uğratacak, can damarından vuracak, beynini ve kalbini binlerce parçaya ayıracak bir şekilde biter diye düşünmüştüm. Böyle iyi bir şekilde biteceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Bir saniye... Bunu yazarken fark ettim de... TABİİ YA! OYUNCUYU İYİ BİTEN SONDAN DAHA ÇOK DUMURA UĞRATACAK BAŞKA BİR SON YAZAMAZLARDI Kİ ZATEN!!! Aman tanrım... Bu oyunun yapımcılarındaki dehanın önünde bir kez daha soluksuz halde dizlerimin üzerine çöküyorum. 
Buna geri döneceğiz ama önce şu son hakkındaki düşüncelerimden bahsetmek istiyorum. 
Pewdie'nin de söylediği gibi, bu "iyi" sondu ama "mutlu" son değildi. Joel insanlığı kurtarmak yerine Ellie'yi kurtarmayı seçti, Ellie'ye yalan söyledi ve Ellie bunu anladı. Bu mutlu değildi. Çoğu kişi bunun yerine kötü sonu tercih edeceğini söylüyor. Ben bunu söylemeye cesaret edemiyorum çünkü eğer kötü şekilde bitse bana neler olacağını yukarıda anlattım... Ama birçok insanın farklı bir son beklemesini anlayabiliyorum. Oyunun sonu kesinlikle oynadığınıza pişman edecek kadar kötü değildi (Ellie'nin zürafalara tango öğretmenliği ve Joel'ın zombilere striptizcilik yaptığı bir son bile oyunun muhteşemliğini bozamazdı.) ama geriye hafif bir "hepsi bu mu?" havası bırakıyor bence. Joel'ın Ellie'yi insanlığı kurtarmaya tercih etmesi Joellie hislerimi canlandırmadı değil ve Joel'ın Ellie'yi kurban etmesi gerektiğini söyleyenler kesinlikle kafayı yemişler ama insanın aklına daha yaratıcı sonlar gelmiyor değil. Elbette benim düşündüğüm kadar berbat olanlar değil ama daha açıklayıcı ve tatmin edici sonlar olabilirdi. Ama şöyle bir düşününce Last Of Us'a çok uygun bir sondu aslında. Bilmem gerçekten oyunun Ateşböcekleri'nin Ellie sayesinde zombi ısırıklarına karşı bir ilaç bularak insanlığı kurtarmalarıyla biteceğini düşünen var mıdır ama Last Of Us'ın bu şekilde bitecek bir oyun olmadığı açıktı bence. Sadece insan biraz daha tatmin edici bir şeyler beklemeden edemiyor işte çünkü Last Of Us'la ilgili en önemli noktayı unutuyoruz: Gerçekçiliğini. Oyunu bu kadar iyi yapan bu ayrıntı sonunda aynı zamanda da bir tatminsizlik bıraktı çünkü gerçek hayattaki sonlar asla filmlerde ya da kitaplardaki sonlara benzemez. Ve oyunun gerçekçilik ilkesinden sapmadan yaptığı sonu düşünürsek aslında çok iyi bir iş çıkardılar. 
Last Of Us'ı dergide ilk gördüğümde beni oynamaya çeken şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Normalde çok fazla oyun oynayan biri değildim (Kuzenlerimde ne varsa ve ne verirlerse işte oynadığım o kadardı ama onlar oynamak için bana vermeseler bile onları oynarken izlemeyi hep sevdim.) ama bu oyunu oynamaya karar vermiştim. PS3 oyunu olduğunu sonradan öğrendim. Beni bu karara iten neydi bilmiyorum... Oyundan beklentilerim de öyle çok yüksek değildi üstelik. Muhtemelen her şeyden korkmakla çığlık görevli seviimli küçük bir kız ile temizleme işini yapmaktan başka hiçbir özelliği olmayan sıradan bir baş karakterin her yerden fırlayan zombilerle dolu macerasının anlatıldığı ve herkesin kalitesinden söz etmesine bakılırsa heyecanlı bir şeylerle dolu bir oyun beklemiştim. (Salak anime tiplemelerinin beynimi nasıl yaktığını görüyorsunuz işte.) Oysa Last Of Us'ın meğer bununla ilgisi bile yokmuş... Ellie ve Joel öyle müthişler ki hangi birini daha çok sevdiğime karar veremiyorum! Ayrıca zombiler oyunun ana teması bile değil. Oyunun ana teması sevgi, Ellie ile Joel arasındaki ilişki, zombilerse sadece hikayenin bir parçası. Bir zombi oyunu olsa da insanlara odaklı. Üstelik oyunla ilgili önceki yazımda da belirttiğim gibi o kadar gerçekçi ki sanki gerçek bir hikayeden uyarlanmış bir film izliyor gibisiniz oyunu oynarken/izlerken. Özellikle karakterler o kadar doğal ki...  Zaten bu sizi oyuna en çok bağlayan şey. Yani onları hayali karakterlerden çok gerçek insanlarmış gibi gördüğünüz için en küçük bir şeyde heyecanlanıyorsunuz. Hatta bir keresinde Ellie ile aynı anda "FUCK!" diye bağırmıştık ve bence bu oyunun doğallığının ve gerçekçiliğinin en güzel örneği.
Aslında oyunun sonunda gidişatı gördüğünüzde Joel'ın ne yapacağını anlamanız zor olmuyor. Sonuçta o bir kahraman değil. Ama bir baba. Hem de yaralı bir baba... Kim ondan kızını bir kez daha kaybetmeye razı olmasını bekleyebilirdi ki? Joel bencil biri ama onun yerinde olsa kim bencilce davranmazdı? Kim Ellie'yi insanlık için feda edebilirdi? Joel'ın bunu yapmayacağı belliydi zaten ve kimse bunun için onu suçlayamaz. Zaten başından beri olacakları biliyordu, bu yüzden Ellie ile ilişkisini olabildiğince yüzeysel tutmaya çalışmıştı ama son derece doğal olarak yapamadı. Öte yandan Ellie'nin hisleri de son derece anlaşılırdı, sonuçta virüs yüzünden o da çok fazla kişiyi kaybetmiş bir kız ve artık bunun bitmesini istiyordu. Eğer Joel ve Ellie'nin olduğu bir devam oyunun çıkması söz konusu olsaydı sonra ne olduğunu görebilirdik, belki Joel'ın yalan söylediğini anlayan Ellie Ateşböcekleri'ne dönmek üzere kaçardı. Ama yapımcılar Joel ve Ellie'nin olacağı başka bir oyun olmayacağını açıklamışlar. Bu yüzden Ellie'nin Joel'ı anladığını ve bağışladığını umuyoruz.
Last Of Us bugüne dek görüp duyduğum hikayesi en güzel oyundu ve sizin de oynama imkanınız yoksa benim gibi en azından izlemenizi tercih ediyorum. Kesinlikle okuduğum ve izlediğim birçok kitap ve filmden çok daha başarılı ve duygusal bir öyküsü var. Duygularınızı ele geçirecek ve mahvedecek ama buna değeceğine emin olabilirsiniz.

23 Mayıs 2014 Cuma

Arama Yanıtları - 2

Sevgili "Light shinigami mi oluyor" diye aratan kişi... (Yazı spoiler içerecek, şimdiden uyarmış olayım.)
Bu resmi bir şey değil, animede ya da mangada kesin olarak böyle bir bilgi verilmiyor. Bu düşüncenin doğuşunun iki sebebi var, ilki rewrite'ın girişindeki şu sahne. Bazıları bu sahnede Ryuk'la konuşmaya gelen shinigaminin Light olduğunu düşünüyor. Ben bunun mantıksız olduğunu düşünüyorum, bence o sadece rewrite'a bir giriş konusu vermek için olaya katılmış herhangi bir shinigami fakat Light'ın shinigami olduğunu destekleyen başka bir neden var ki o bir nebze mantıklı görünüyor. Ryuk'un serinin sonundaki sözlerini hatırlarsınız. Aslında cennet ve cehennemin olmadığını, insanların öldüklerinde gidecekleri tek yerin Nu olduğunu anlatmıştı. Shinigamilerin Nu'da bulundukları düşünülürse de bu ölenlerin shinigami olduğu anlamına gelir. Ama şu da var ki manganın sonunda Kira davası kapandıktan bir yıl sonrasını gösteriyor. Kira'nın dünya üzerindeki etkisi neredeyse tamamen silinmiş ve her şey normal haline dönmüş. Light shinigami olsa neden hazır önünde hiçbir engel de yokken kötüleri temizleyerek Tanrı olma idealini istediği gibi uygulamasın ki? Bu mantıksız görünse de bence Light yapardı. Tabii insanarın ölüp shinigamiye dönüştüklerinde insan yaşamlarını unutmaları da olası. Her neyse... Ben Light'ın shinigami falan olduğunu düşünmek istemiyorum. Çünkü üzerinde düşündükçe gittikçe daha mantıklı bir fikir gibi geliyor ve bu aynı zamanda L'nin de shinigami olduğu anlamına gelir ki... YOK, HAYIR, BEN ALMAYAYIM!
İşin kısacası şu ki manga ve animede bu yok fakat bazıları yukarıda anlattığım nedenlerden ötürü böyle düşünüyor, karar senin.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Cinsiyetler (Bana Göre)

Erkek: Genellikle toplumda (Bknz: Ata-erkil toplum.) ve kadın üzerinde egemenlik kuran cinsiyet türü. Bu cinsiyetten olanların bir kısmı ve başka cinsiyetten olanların büyük kısımları kendilerini çoğunlukla "aptal", "duyarsız", "benmerkezci" gibi sıfatlarla niteleyebilirler. Bunlar çoğunlukla doğrudur ama böyle olmasında kadın cinsiyetinin katkısı da azımsanamaz. Üstünlük kurmak dışında toplumca kendilerine biçilen diğer rollere çocukken arabalarla ve askerlerle oynamak, büyüyünce pilot/asker olmayı istemek, futbolu sevmek, pembe yerine mavi rengini tercih etmek, cinsellik konusunda aşırı isteklilik göstermek gibi şeyler örnek gösterilebilir. Oh, ayrıca, yine toplum tarafından abartılı güçsüzlük ve duygu gösterileri (mesela ağlamak gibi) ayıplanır ve garipsenir çünkü bunlar kadın cinsiyetine atfedilir.
Kadın: Toplum tarafından bu cinsiyete atfedilen görev de zayıf olmaktır. Duygusal ve fiziksel olarak zayıf ve erkeğe muhtaçtırlar. Erkeklerin güçlü olduğu yutturulduğu için mi kadınlar böyledir yoksa kadınlar böyle olduğu için mi erkekler güçlüdür ben çözebilmiş değilim ama belki siz çözersiniz. Fiziksel ve duygusal olarak erkeklerden güçsüz oldukları kabul edilse de, yaradılıştan erkeklerden üstün bir stratejik zekaya ve daha çok gelişmiş sezgilere sahip olduklarını çoğu erkek kabul eder. (Burada cinsiyetçilik yapıyorum, evet.) Ama kadınların reddedilemez silahları görünüşleridir. İşte bunun erkekler üzerindeki etkisi çok fazladır. Hatta o kadar fazladır ki çoğu erkek kadını sadece bundan ibaret görür ve dolayısıyla kadınlar da. Önemli olan tek şey olan görünüşlerine asılırlar. Belki bunda sadece erkeklerin değil, kadınların görünüşünün estetik bakımdan daha çok öne çıkan güzelliği de etkilidir. Her şekilde, kadın %90 görünüşten oluşur. Erkeklerin görsel beğenisine uymayan dişi canlı "kadın" değildir. 
Erkeksi kadın: Dişi kişisinin toplumun kalıplaşmış "kadın" karakterinden etkilenmeyen bir karaktere sahip olması ve bu karakter kalıplaşmış "erkek" karakter özellikleriyle benzeşmesi. Görünüş olarak da erkeksi olabilirler ama gayet kadınsı bir görünüşe sahip olup karakter ve davranış özellikleriyle erkeklere benzeyenleri de vardır. Toplumda kalıplara sığmayan diğer her şey gibi onlar da sevilmezler.
Kadınsı erkek: Erkeksi kadından daha şanssız olduklarına inanıyorum çünkü haklarında çok daha fazla olmadıkları şey söylenir. (Siz neler dendiğini bilirsiniz zaten.) Ayrıca ata-erkil toplumun en çok zarar verdiği cinsiyetlerden biridir nitekim üstün erkeklik kavramına kendilerinden alçak bir varlık gibi davranarak zarar verirler.
Ne erkek ne kadın olan: Ne kadın ne erkek davranış kalıplarına uyarlar.
Hem erkek hem kadın olan: Hem erkek hem de kadın davranış kalıplarına uyabilirler.
Cinsel tercih ve cinsiyet değiştirme meselelerine hiç girmedim. 

18 Mayıs 2014 Pazar

"Siz Hiç..." konulu mim

Sevgili Kitsune'ye beni mimlediği için buradan gerçekten çok teşekkür ediyorum, mimi çok beğendim, hatta "keşke ben de bu tür bir mimle mimlenseydim" diye düşünmüştüm, bu yüzden yazının sonunda mimlenenler arasında kendimi görmek hoş bir sürpriz oldu. ^-^ Nedense bir mimde adım özel olarak belirtilmeyince o mimi yaparsam kaba olurmuş gibi geliyor. O.O Ama kendim de aynen diyorum çünkü herkesin adını yazmaya üşeniyorum... En iyisi şöyle yapalım: *burada adınız yazıyor* cevaplarsa sevinirim. ^^D Öhöm, neyse, başlayalım. u_u Başlamadan önce bir not: Sanmıyorum ama beni mimleyen başkaları varsa ve yanıtlamamışsam özür diliyorum. Görmemiş olmalıyım, bu tür şeyleri her zaman görmek zor. Dediğim gibi sanmıyorum ama ne olur ne olmaz, belirteyim dedim. :3 Evet, şimdi başlayabiliriz. u_u 


-Siz hiç gerçek aşk nedir bildiniz mi ?

Gerçekten bağımlı hale gelecek ve uğruna her şeyi yapabilecek kadar çok sevdiğim insanlar oldu ama onlara karşı hissettiğim şeyler aşk mıydı emin değilim. Bana göre aşkın formülü basit: Sevgi/sempati + cinsel arzu/hormonlar = aşk. Eğer benim bu aşk tanımıma göre konuşacaksak cevap basit: Hayır. Ama aşk nedir? Mesele burada. Dediğim gibi: İnsanların aşık olduğumu düşündüğü (Eylemlerime ve düşüncelerime bakarak böyle düşünmeleri çok da normaldi hani.) çok kişi oldu ama gerçekten oldum mu bilmiyorum.
-Siz hiç acı çektiniz mi ? 
Ben acı çekmeyen bir insan olduğunu sanmıyorum. Hepimiz bir şekilde bir acı çekiyoruz. En azından insan türü için hayat, asla güllük gülistanlık geçmiyor, geçemiyor. Tabii acıdan acıya fark vardır ama acıyı kıyaslamak da saçma çünkü başkasının çektiği daha büyük bir acı senin acını azaltamaz. 

-Siz hiç insanların ta gözlerinin içine baktınız mı ?
Ben genelde göz teması kurmaktan kaçınırım. Göz teması kurmak beni utandırıyor ve insanların gözlerine bakamıyorum. Konuşurken saygısızlık olmasın diye gözlerine yakın bir noktaya bakıyorum, mesela alınlarına ya da burunlarına. Bazı insanlar bunu fark ediyor ve beni gözlerine bakmam için zorluyor. Bugüne dek sadece bu tür, beni bu kadar iyi tanıyan insanlarla göz göze geldiğim için bunun benim için özel bir anlamı da var. 
- Siz hiç salıncakta sallanıp bulutları yakalamaya çalıştınız mı ?
Mutlulukla söyleyebilirim ki evet. ^^3 Babannemin köyüne gittiğimizde genelde sıkılırdım. Issız bir bölge olduğu için genelde her yere gidemezdim ve her ne kadar köyü sevsem de bazen yapacak bir şey bulamadığım oluyordu. Ama böyle zamanlarda evine yakın salıncak hep beni beklerdi. Gece yarılarına dek o salıncakta sallanırdım bazen. Çevremdeki dağların ve ormanların üstündeki uçsuz bucaksız gökyüzüne bakarak kim bilir neler düşünmüş, ne hayaller kurmuşumdur. 
-Siz hiç ayağınız takılıp düştüğünüzde kendinize bayılana kadar güldünüz mü ? 
Yine evet! Tek başımaysam eğer kendime çok gülüyorum, gülünce de duramıyorum. Hatta hiç unutamadığım efsane düşüşlerim bile var. Düşmek konusunda bayağ ünlüyümdür aslında. Düşüşler tarihindeki en komik 100 düşüşe giren bir düşüşüm mutlaka vardır. Hatta aklıma bir tane geliyor... Bir keresinde okulda, kaydıraktan kaydım ve kaydırağın dibindeki çamur birikintisine düştüm! Üstümde beden kıyafetlerim vardı ve tamamen çamura battılar tabii. Arkadaşlarımla, 25 kuruş karşılığında fotoğraf çektirmek için okulu gezdiğimizi ve gerçekten de fotoğraf çektirmek için para veren birkaç gerizekalı çıkınca disipline gittiğimi, (Bu her zaman böyledir, arkadaşlarımla yaparız yaparız, ceza çeken ben olurum. Akıllanmalıyım ama yapamıyorum.) beni gören matematik öğretmeninin kustuğunu hatırlıyorum. Ama o zaman düştüğümde gülmemiştim çünkü başkalarının yanındayken düştüğümde benim yerime onlar yeterince gülüyor, sağo lsunlar. (!) Kendim de başkası düşünce gülmem, düşmenin verdiği fiziksel acı zaten kötü - üstüne bir de gülerek duygusal acı eklemek zalimlik. 
Siz hiç parmak yarışı yaptınız mı ?
Evet, kendimi övmek gibi olmasın ama bu konuda çok iyiyim! Bazı özel taktiklerim bile var. U^U *pırıltılar* Bir ara eski sınıfımda yenilmez olduğumu hatırlıyorum, şu sıralar formumu kaybettim gibi. O.O Ama alışınca yine yenilmez parmakçı Alice geri döner! (Dur bir dakika... Parmakçı iyi bir seçim olmadı galiba. Kulağa olduğumdan daha sapık geliyor.) 
-Siz hiç kafanızı su dolu bir kovaya koyup nefesinizi ne kadar tutabileceğinize baktınız mı ? 
Kafamı su dolu bir kovaya sokmadım ama denizde yapmışımdır. (Pek uzun tutamıyorum.) 
-Siz hiç ruh çağırdınız mı ?
Hayır, renkli gözlü olduğum için cin çağırma ya da ruh çağırma gibi şeylerden daima kovulurum. Renkli gözlülerin içine girerlermiş de. Hoş, inanmam da. Hem kovulup diğerlerini kandırmak daha eğlenceli. Bir keresinde arkadaşlarımla çevirdiğimiz bir dümende bir kızı neredeyse bayıltıyorduk. Evet, fazlasıyla yaramazım. 
-Siz hiç altın günü yaptınız mı ?
Kız lisesinde okumak bunu gerektirir adamım. 
-Siz hiç pamuk şeker yerken elinize gözünüze bulaştırdınız mı ? 
Merak ediyorum da pamuk şeker yerken yüzüne gözüne bulaştırmayan biri var mıdır? 
-Siz hiç gece yarısı uyanıp sevdiğinizin nefesini dinlediniz mi ? 
Tüm gece nefesini dinlediğim insanlar oldu. 
-Siz hiç saatlerce köpük banyosu yaptınız mı ? 
Fakirim lan ben. TT_TT Ah ama dur! Babamın evinde yapmıştım. (O zengindir.) Babam mutluluktan deliye dönmüş halime çok gülmüş ve çok dalga geçmişti. Ve GERÇEKTEN saatler sürdüğünü de belirtmeliyim. Tam 3 saat. Pişman mıyım? Kesinlikle hayır. ^_^
-Siz hiç çıplak ayak çimlerin üstünde yürüme zevkini yaşadınız mı ? 
Aslında bunu hemen hemen her gün yapıyorum. Okulum çok yeşillik bir alan içinde. Millet bana deliymişim gibi baksa da umurumda değil. Kendilerini bu zevkten mahrum bırakarak asıl delinin onlar olduğunu kanıtlıyorlar çünkü! 
-Siz hiç yağmur altında çılgınlar gibi koştunuz mu ? 
Evet, evet, hem de kapalı bir iskelede, martıların arasında ve sevdiğim biriyle. Bayağ romantik ve hoş bir anı aslında. Ama o güzel anıdan sonra gelen anı hiç hoş değil. Bu yüzden en sevdiğim anılar rafına kaldıramıyorum bunu. 
-Siz hiç günü hayıflanmadan geçirebildiniz mi ? 
Hayıflanmanın bana bir faydası olmadığından genelde yapmamaya çalışıyorum. İnsan ister istemez yapabiliyor zaman zaman ama en azından her gün yapmam. 
Siz hiç sesiniz kötü olsa bile bir şarkıyı bağıra bağıra söylediniz mi ? 
Bu her zaman yaptığım şey. ^^  
-Siz hiç kendi takımınız yense bile karşı takımla alay etmeden medenice tebrik ettiniz mi ?
Benim takımım yendiyse diğer takımla işim kalmamış demektir.
-Siz hiç yardımlaştınız mı ? 
Herhalde. O.O O kadar kötü biri değilim ve insanlara elimden geldiğince yardım etmeye çalışırım. 
-Siz hiç saatlerce beklemenize rağmen acelesi olduğu her halinden belli olan birine yerinizi verdiniz mi ?
Vermişimdir - dediğim gibi yardımlaşma taraftarıyım. ^^
-Siz hiç cep telefonunuzu evde bırakıp çıktınız mı ? 
Evet, cep telefonlarına karşıyım, genelde cep telefonumu yanıma almadan çıkmaya çalışsam da bazen olamıyor çünkü çok da başını belaya sokan biriyim...
-Siz hiç "etraf ne der" diye düşünmeden bir kez olsun rahat hareket ettiniz mi ? 
Çoook. Ama artık bunu bıraktım çünkü sonuçları kötü oluyor.
-Siz hiç gönlünüzce yaşayabildiniz mi ? 
12 yaşındayken 1 hafta boyunca evden kaçtım ve en yakın arkadaşımla (Bu sıfat onun benim için değerini tanımlamaz aslında ama ben de anlatamayacağım için kısaca böyle diyorum.) yaşadım. Hayatımın en güzel zamanıydı muhtemelen ama nedense şimdi böyle yaşanamayacağı gibi bir düşünce var kafamda. Gerçi bazen o hayata dönmek istediğim olmuyor değil. Sonuçta şimdiki hayatımdan kat be kat daha mutlu, eğlenceli, heyecanlı, rahat ve en önemlisi özgürdü. Aslında bu konu hakkında hala çelişkilerim var ve konu her açıldığında kafam tekrar karışıyor. Bu yüzden burada kesiyorum. 
Bu mime verdiğim uzun yanıtları görenler, sanırım bir daha beni mimlemeyecekler. xDDD 

11 Mayıs 2014 Pazar

Arama Yanıtları - 1

Çok sevgili blogumu "Death Note'a isim yazınca gerçekten ölür mü?" diye arama yaparak bulan kişi...
Yavrucuğum Death Note diye bir şey yok. Anime o anime. Allahın japonları tarafından yaratılmış bir manga (çizgi roman) / anime (çizgi film) serisi yani. Light Yagami, Kira, L falan gerçek değil. (En azından bildiğimize göre ama gerçek olmamalılar çünkü eğer öylelerse cinnet geçiririm...) Sanırım bir yerlerden öyküyü duydun ve gerçek bir şey olduğunu sandın??? Yok öyle değil. Ama üzerinde Death Note yazan bir defter bulduysan... Onu hemen polise götür evladım. Kötü şeyler olabilir. Ya da aman götürme ya. Eğer sahte değilse, bir shinigami gelmişse, evet, adını yazdığın ölür. Ne yaparsan yap. Belki şu sıkıcı dünya biraz neşelenir.