23 Kasım 2014 Pazar

I Killed My Mother (Anamı Öldüren Ben Babamı Kesen Ben)

Sonunda filmi izledim. Uzun zamandır hakkında çok iyi şeyler duyduğum bir filmdi ve diyebilirim ki gerçekten duyduklarımın hakkını verdi. Ayrıca film sayesinde annemle aramdaki geçimsizliğin ne kadar normal olduğunu gördüm. Benim annemle aramdaki geçimsizlik onun zor hayat koşullarıyla tek başına mücadele eden bir kadın ve benim de onun tek çocuğu olmamdan kaynaklanıyor. Tabii ki bulaşık makinesinin dışında gördüğü tek bir bulaşık için kıyametleri koparan bir kadının tamamen sorunsuz olduğunu söyleyemem ancak fark ettim ki ben asla anneme o tür bir nefret duymuyorum. Filmdeki çocuğun annesine duyduğu nefret çok başkaydı. Ancak o nefreti de tamamen anlıyorum. Zaten filmin başındaki o yeme sahnesinde Hubert'ın yakıcı nefreti sezilebiliyor. Çünkü nefret öyle bir histir ki nefret duyduğunuz kişiye ancak nefret gözlükleriyle bakabilirsiniz. Her şeyiyle nefret edersiniz, her şeyi gözünüze çarpar ve sinirinize dokunur, öfkenizi kamçılar. Nefes alması bile yeterlidir midenizin bulanması için.
Tıpkı mankafalılar ülkesinin ergenci zihniyetli halkından beklendiği gibi, pek çok kişi filmi "ibne bir ergenin ergenlikleri" olarak yorumlamış. Ancak ben bu konuda Xavier'a ya da Hubert'a katılıyorum. "Herkes annesinden nefret eder. Belki bir ömür, belki bir saniye. Bilmiyorum... Ama ederler." (Replik böyle bir şeydi sanırım?) Ailemiz, doğduğumuzdan beri en kuvvetli bağı kurduğumuz, en yakınımızdaki insanlardır ve dolayısıyla hislerimizi en yoğun onlara karşı yaşarız. Size hayat vermiş ve o hayatın ilk anlarından beri yanınızda bulunan, hayatınızın en önemli başrollerinin sizi herhangi bir şekilde öylece dışarı bırakabilmesi insana nasıl hissettirir inanın bilmek istemezsiniz, tabii çoktan öğrenmemişsiniz. Evet, ben bir erkek değilim ve bu yüzden anne-oğul ilişkisinden de anlamam, ayrıca anneme asla o türde ya da o kuvette bir nefret duymadım ancak hep size güvenli bir yuva olmuş sarayınızın bir noktadan sonra buz gibi bir zindana ve koynunda uyuduğunuz şefkatli meleğinse acımasız bir iblise dönmesini bizzat deneyimleyerek o çocukla benzer şeyler yaşamış, benzer bir hayat süren, Hubert'a yakın yaştaki biri olarak diyebilirim ki film konusunu mükemmel işlemiş ve vermesi gereken her şeyi çok iyi vermiş. Aslında tekrar düşününce o kadar çok benziyoruz ki tek fark onun bir erkek olması sanırım. (Cinsiyetler de farklı olunca ilişki iyice karışıyor olsa gerek.) Yani filmde benim de hemen hemen aynısını yaşadığım öyle çok olay vardı, Hubert benim yaptığım o kadar çok şeyi yaptı, hissettiğim öyle çok şeyi hissetti ve düşündüklerimi o kadar çok düşündü ki... Beklediğimden çok daha iyi bir filmdi kesinlikle. Hem bana biraz annemin açısından da bakma fırsatı verdi. Artık yine ona duyduğum nefret belirdiğinde, bu film bana iyi bir rehber olabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder