29 Aralık 2014 Pazartesi

Ne Zaman Uyuyacağım?


  • Notlarımı yükseltmem lazım.
  • Gerçi yükseltsem bile takdir ya da teşekkür falan alamayacağım çünkü en iyi ihtimalle bir 1'im var. (Kimya ve Fizik sınavlarından çok iyi aldığımı varsayarsak tabii - ki bu da gerçekleşmeyecek.)  
  • Yarın son bir tarih sınavıyla herkes için sınavlar bitiyor oysa benim korkunç derecede hasta olduğum için giremediğim sınavlar ve notlarımı yükseltmek için girmem gereken ama hiçbir işe yaramayacak kurtarmalar var.  
  • Yani daha uzunca bir süre uyuyamayacağım. 
  • O kadar uzun süredir uyuyamıyorum ki bir daha asla uyuyamamaktan çok korkuyorum. 
  • Sanki gerçekten uyursam da bir daha asla kalkamayacakmışım çünkü zamanım bitecekmiş gibi geliyor.
  • İnsanın 16 yaşında geçim kaygıları, ölüm korkusu, bel ağrılarından falan muzdarip olması çok korkunç. 
  • Sanki ben istemiyorum sizler gibi cosplay yapmayı AMA COSPLAY MALZEMELERİ ÇOK PAHALI. Aklımdaki resim planlarını gerçekleştirmeyi ve resmimi ilerletmeyi AMA BU BENİ HEM MADDİ HEM ZAMANSAL AÇIDAN ZARARA SOKUYOR. Birçok kitap okumayı AMA YİNE ZAMAN KAYBI. (Neyse ki kitapları bedava bulabiliyorum.)  Kendime ve çevreme büyüdüğümü kanıtlamak için düşüncesizce kendimi zehirlemeyi AMA BU DA MADDİ VE ZAMANSAL AÇIDAN ZARAR DEMEK. 
  • Zamanımı en çok harcadığım şey olan ders çalışmak bile en ufak bir işe yaramıyor. Çünkü ona da ayırdığım zaman çok kısıtlı aslında. Ama zamanın geri kalanında ne yaptığım hakkında en ufak bir fikrim de yok.
  • Çok korkunç. Zaman yapmak istediğim hiçbir şeyi yapmadan geçiyor. Ne uyumak için zamanım var ne eğlenmek için ne de ders çalışmak için ama bunlara ayıramadığım zaman da hiçbir şey yapmadan geçiyor. Bu durmadan su içmek ama içtiğiniz suyun içinizden dışarı çıkmak dışında hiçbir işe yaramaması ve susuzluğunuzu zerre kadar dindirememesi gibi. Bir gün durmaksızın suyunu içtiğim pınar kuruyacak ve susuzluktan kururken sidiğimde boğulacağım. 

21 Aralık 2014 Pazar

Korrasami

Borra shipleyin, Bosami shipleyin, Irohsami, Tahnorra, ne shiplerseniz shipleyin ama Allah aşkına Makorra shiplemeyin. Bunu dememin birkaç sebebi var. İlki Mako'nun rezalet bir karakter olması. Tamam, zevkler tartışılmaz, kimisi sevebilir ama cidden. =_= İkincisi Mako Avatar gibi bir seride aşk üçgeni (Dörtgen ve ya beşgen bile olabilir.) yaratması. Üçüncüsüyse Makorra fanlarının cidden sinir bozucu olması. Mako'yu sevmediğimden demiyorum bunu. Gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki Korra ile Mako ayrıldığından beri Makorracıların resmen çekememezlikleri yüzünden fandom ship savaşlarından geçilmez haldeydi. (Tüm Makorracılar böyledir demiyorum. Sadece her Korrasami actionında yaygara çıkarışları gerçekten çok sinir bozucuydu. Bu yüzden  sonunda onlara acıyamadım bile.)  Makorra shipleyenler homofobiktir gibi salakça şeyler demiyorum ve bazı Korrasami'cilerin çok abarttığını (Ki bu abartan Korrasamiciler arasında başı çekiyorum.) kabul ediyorum ancak bunun nedeni homoseksüel bir ship olması ve homoseksüel shipler daima yapılır ancak asla gerçekleşmez. Seri ekmeğini tamamen homoseksüelite hintlerinden yese bile canonlaştırmazlar. (Bkz: Free ve ya Madoka Magica gibi herkesin yaoi/yuri göndermeleri için izlediği seriler.) Ama Korrasami gerçekleşti. Bryke'dan bunu beklemediğimi söyleyemem çünkü onlar gerçekten harika ve hayranlarına epey önem veriyorlar. Yani sonunda Korrasami'nin gerçekleştiğine dair kuvvetli bir ipucu vermeleri düşük de olsa olasılıklar arasındaydı. Elbette Korrasami sahiden gerçekleştiğinde rüya gibi geldi ama olasılıklar arasındaydı çünkü iki sezondur Korra ile Asami'nin ilişkisi biraz fazla gelişti. Yani ilişkileri şöyle başlamıştı:
image
 image
 image 
 Ve şuna evrildi...
image 
image
image 
(İyi ki de evrildi!) Bu Bryke'ın fandomın "Korrasami!" çığlıklarını duyduğunun kesin bir göstergesiydi. (Ve Mako rezaletinin farkına vardıklarının...) Ama ikisinin ilişkisi küçük hintlerle fan duygularımızla oynamaktan ileri geçebilecek miydi? Sonunda gerçekten de geçti. Ve sahiden harika oldu. İlk başta Korrasami shiplememizin tek nedeni YURI ve Mako nefreti iken ilişkileri rakip olan başlayıp zamanla giderek özelleşen bu iki harika kadının birlikteliğini sahiden yürekten desteklemeye başladım ve sonunda birlikte olduklarında dünyalar benim oldu diyebilirim.
Hala sonu yeterince açık bulmayanlar içinse her ne kadar bazı aşırı fanlar çok can sıkıcı olsalar da gerçekte olduğum şeyi inkar etmenin bir anlamı yok. Hehehe... Yani "cümle aralarını çok fazla okuyorsunuz" diyenlere GELSİN: 

1 - Evet. Bu bir kanıt. Avatar always get the girl in the end. (Pekala, en az Korrasami shiplediği kadar Zutara shipleyen biri olarak bunun ilk seride benim için çok iyi olmadığını söyleyebilirim ancak Zuko, Aang, Katara, hepsi benim bebeklerim, bu yüzden hangisi hangisiyle olursa olsun hepsini çok sevdiğimden desteklerim. Ayrıca... Katara + Aang = TENZIN! Ama Asami ya da Korra Mako ile birlikte olsalardı tüm evrenden nefret ederdim. Eğer Iroh ya da Bolin'le birlikte olsalardıysa (Ki Bolin Opal'ıyla birlikte olduğunda (Bopal'a da bayılıyorum.) ve Iroh'nun hiçbir iletişimi olmadığından olmayacakları belliydi ama diyorum ki şayet olsalardı.) sorunum olmazdı çünkü Iroh ve Bolin de bebeklerim - ayrıca zamanında onları Asami ve Korra'yla shiplediğim olmuştur. Bir Korrasami etmezlerdi orası çok başka.)
2 - Asami onca kişi arasından Korra'nın mektup yazdığı tek kişiydi.
3 - "Babamı ve seni aynı günde kaybetmeye dayanamazdım." Neden?
4 - Asami ayrıca Korra'nın tüm olanlardan sonra birlikte olduğu tek kişiydi ki ilk resimde bunu görüyorsunuz zaten.  
5 - İnsan arkadaşına öyle sarılmaz ya da ellerini öyle tutmaz. Güvenin bana. Şu anki sevgilim bir zamanlar benim de en yakın dostumdu ve BİLİYORUM.  
Ve 

Kabullenin ya da bana birbiri için deli olan bu iki muhteşemliğin birlikte olmaması için tek bir sebep söyleyin. 

(Bunun koca dünyadaki en sevdiğim gif olduğuna emin olabilirsiniz.)

20 Aralık 2014 Cumartesi

Fangasmdan Arındırıl...maya Çalışılmış Final Yazısı

Avatar benim için GERÇEKTEN hayatımdaki en önemli şeylerden biri oldu hep. Hatta kalbimin fandom köşesinde DEATH NOTE'UN BİLE yanında durabilecek tek seri olduğunu söyleyebilirim. Abartmıyorum, çocukluğumun en güzel anları, muhtemelen hafta sonları sabah CNBC-E Nickelodeon kuşağında bükücü dostlarımın (Hayatımdaki tüm kanlı canlı gerçek insanlardan çok daha fazla dostumdu Avatar karakterleri.) maceralarına katılmak olmuştur. Beni derhal televizyon başına ışınlayabilecek tek sestir Katara'nın "Ateş, toprak, hava, su..." diyen sesi. Doğum yapıyor olsam hastane yatağından atlayıp gene koşarım ekran başına. Öyle çok seviyorum çünkü, diğer tüm ayıla bayıla izlediğim çizgi filmler bir yana, Avatar bir yana... O yüzden bu belki de 50 kez izlediğim serinin yenisinin çıktığını duyunca yaşadığım heyecan ve mutluluğu tahmin edersiniz.
Ve... Hayal kırıklığımı da. Yani ilk seriyi izleyip Korra'ya başlayan herkesin yaşadığı o hayal kırıklığı!
Bir kere yeni Avatar bir çocuk değildi. Buna alışmamız uzun sürmedi, sonuçta biz de büyümüştük. Ya biz uzak kalmışken modernleşmeye başlamış Avatar dünyası? Bir kısım izleyici "cyberpunk" diye üzerine atladı, bir kısımsa modernliği Avatar'a bir türlü yakıştıramadı. Sonra bir de yeni Avatar takımının şu cool çocuk havalarında takılan ateş bükücü elemanı vardı ki böyle klişe bir karakteri Avatar gibi bir seriden hiç beklemiyorduk. Bir de eski serinin çizimleri hiç böyle değildi, Avatar'dan çok Marvel'a benziyordu çizimler. Bu tür kusurlar üst üste binince en ufak şey bile batmaya başladı gözümüze. Tabii ki ne yaparlarsa yapsınlar ilk serinin yanında sönük kalacaktı (Çünkü o fazla iyiydi.) ancak buna hiç kanımız ısınmamıştı. Ama "İlk seri gibi giderek güzelleşir belki" diye umarak izlemeye devam ettik yine de. Kimisiyse "Ama onu başından beri sevmiştik hiç değilse!" diyerek izlemeyi bıraktı.
Ama seri devam edenlerin umduğu gibi giderek güzelleşti.
Önce karakterlere kanımız ısındı (Mako hariç), sonra konu güzelleşti, işleyiş de iyileşti, kusurlar gitti, diyaloglar, heyecan, espriler - her şey yerli yerine oturdu ve sonunda bizi kahkahalara ve gözyaşlarına boğan, birçoğumuz için çocukluğunun en önemli parçalarından olan, duygularımızı daima allak bullak etmeyi başaran  muhteşem Avatar serisi muhteşem bir final yaptı. Tüm eksilerine rağmen yeni seri de eski seri kadar efsaneleşmeyi başarmış oldu böylelikle.
Ayrıca herkes ATLA ve LOK ile Korra ve Aang'i karşılaştırmanın gereksizliğini anlamış görünüyor.  Korra ve Aang çok farklı şeylerle baş etti. Aang'in fiziksel Korra'nınsa ruhsal gelişimini izledik. İkisi de sonunda harika Avatar'lar oldular.
Ve Korra'nın finali gerçekten muhteşemdi. Finalle ilgili o kadar çok şey var ki yani devasa robotla badass dövüşler, bir an olsun varlığına katlanabildiğim Mako, Makolin sahnesi, Zhurrick, Hiroshi (Asami'nin babası) 'nin ölümü, düğün, Tahno ve tabii ki Korrasami. Ki hakkında yeni bir yazı yazacağım galiba.

Gelmiş Geçmiş En Harika Final (Ama Sahici Bir Feels Krizine Hazır Olun)


Bunu söylemeyi asla istemezdim ama finali daha demin bitirdim ve kararımı verdim: LOK'u da en az ATLA kadar sevdim. ATLA daha mı iyiydi, daha iyiydi, hep kalbimde daha mı özel bir yeri olacak, ELBETTE fakat "fangasm" adını verdiğimiz ve normalde büyüdükçe azalması gerekirken bende tam tersine işleyen o insanı hayali yapıtlara tutkuyla bağlayan hissin giderek büyümüş olmasının da etkisiyle LOK'u da kesinlikle ATLA kadar sevdiğimi rahatlıkla söylemekten gocunmuyorum. Korra serisi bitti ve ben de serinin bitişiyle ilgili bol spoilerlı bir yazı yazmaya geldim. Bakın uyarıldınız, okumaya devam edip sonra bana küfretmeyin. Fazla uzun bir yazı olmayacak çünkü kendimi asıl şeyden bahsetmeden ne kadar tutabilirim bilmiyorum.
Son bölüm aslında iki bölümden oluşuyor ama neyse ki son iki bölümü bir arada vermişler. İlki 5. dakikada olmak üzere final bölümünde yaklaşık 10 kez haykırışlar eşliğinde göz yaşlarına boğuldum ve izlerkenki halimi görseydiniz o halimi bu şekilde tanımlamak için yazar olmanız gerekmezdi çünkü kelimenin gerçek anlamıyla haykırışlar eşliğinde göz yaşlarına boğuldum. Belli bir sahne yüzünden değil, sadece duygular... BEBEKLERİMİ (Son zamanlarda edindiğim bir huy olan sevdiğim karakterleri "bebeğim" diye çağırma huyumun ne kadar itici olduğunun farkındayım ama BENİM KÜÇÜK BEBEKLERİM!!!) TÜM BADASSLİKLERİYLE SAVAŞIRKEN GÖRMEK.. AH TANRIM! NEDEN İZLEDİM Kİ SANKİ!? TÜM GECE BU HİSLERLE NASIL BAŞA ÇIKACAĞIM HAKKINDA İYİ BİR PLAN BİLE YAPMADAN...
Bir saniye. Benim tarzım yazıya adam gibi başlayıp şebek gibi bitirmektir. Bu kısımları sonraya saklıyorum. u_u
...
...
...
HAYATIMIN SERİLERİNDEN BİRİ SONLANDI. KENDİMİ KONTROL ETME SIRASI DEĞİL. MAKO İÇİN BİLE AĞLAMIŞKEN VE KUVIRA'YA BİLE SEMPATİ DUYMUŞKEN O SEVİYE ÇOKTAN GEÇTİ. Tamam, Mako AYNEN Bolin'in dediği gibi bir kez daha ne kadar muhteşem olduğunu göstermeye çalışıyordu çünkü Mako'nun olayı budur ama kabul etmekten nefret etsem de, o sahne CİDDİ ANLAMDA havalı göründüğü ve varlığına katlanabildiğim tek yerdi - O DA ZUKO'MA BENZEDİĞİ İÇİN. Ama Bolin'i görmeliydiniz... Bolin GERÇEKTEN muhteşemdi. Ve başta sadece sinir bozucu bir velet olarak gördüğüm Meelo serinin en badasslerinden. Varrick'in yine yardırdığını söylemeye gerek bile yok. Ama en çok da "Zhu Li will you do the thing with me forever?" sahnesinde yardırdı. O KADAR TATLILARDAKİ GÜLMEKTEN YANAKLARIM YIRTILDI.
Ama...
Ama...
AMA...
(Evet, daha fazla kendini tutamadı, "asıl şeye" geliyor arkadaş.)
KORRASAMI. CANON. KORRA X ASAMI.
Eften püften değil.
Hani gerçekten canon.
Basbayağ bildiğin canon.
Ciddi anlamda canon.
"Bence hala arkadaşlar!!! u_u" diyen Makorracılara aldırmayın siz ama eğer Makkora destekliyorsanız...

KAPA ÇENENİ. BU TELEVİZYONDA GÖSTERİLEN BİR ÇOCUK SERİSİ (Her ne kadar en fazla 12 yaşın altında herhangi bir izleyicisi olduğuna dair şüphelerim olsa da.) NE BEKLİYORDUN, ÖPÜŞMELERİNİ Mİ? TÜM FANDOMCAK SERİ YILBAŞINDA BİTİYOR DİYE AĞLARKEN BRYKE BİZE EN MUHTEŞEM YILBAŞI HEDİYESİNİ VERDİLER ÇÜNKÜ ONLAR MUHTEŞEM AVATAR'IN MUHTEŞEM YARATICILARI. SADECE KORRASAMI DEĞİL, ZHURRICK, HATTA HUAN VE IKKI! EVET, SERİNİN EKSİKLERİ OLMUŞ OLABİLİR AMA NE OLURSA OLSUN BU, AVATAR'IN MUHTEŞEMLİĞİNE ZERRE TOZ KONDURAMADI İŞTE! SERİ DE BİTEBİLECEĞİ EN HARİKA ŞEKİLDE BİTTİ AMA HAYIR, BUNUN LOK'U DA, EN AZ ATLA KADAR SEVMEMDE HİÇBİR ETKİSİ YOK. (Böyle deyince tamamen tersi gibi geliyor ama inanın bana bir başka şeyi en sevdiğim ikinci şey kadar sevdiğime sadece bir ship yüzünden karar verecek kadar fangasmda boğulmuyorum henüz.) AVATAR HAYATIMDA BANA EN ÇOK ŞEY KATAN SERİLERDEN BİRİ VE HEP DE ÖYLE KALACAK. 
THEY DID THE THING!!! ALSO KORRA AND ASAMI DID THE THING!!! THEY ALL DID IT!!!
AAAGHHHHH... 
BU GERÇEKTEN RÜYA GİBİ TANRIM... 
GERÇEKTEN SAHİDEN GERÇEKTEN OLDUĞUNA HALA İNANAMIYORUM...
BÖLÜM VE SERİYLE İLGİLİ TARTIŞILACAK ÇOK ŞEY VAR AMA DUYGULAR BENİ YEMEYE BAŞLADI BİLE VE GERÇEKTEN NASIL ÜSTLERİNDEN GELECEĞİMİ BİLEMİYORUM. BİR YANDAN KORRASAMI, DİĞER YANDAN HIROSHI VE ASAMI ÖBÜR YANDAN SERİNİN BİTİŞİ... NASIL TÜM BUNLARLA BAŞA ÇIKACAĞIM BEN!?!?!?
Buldum. Gidip 5 saat Bu Tarz Benim izleyerek beyin ve kalp hücrelerimi öldüreceğim. Bye. 

...CANON...

7 Aralık 2014 Pazar

Dağı Delemem Ki

Annem: Matematikten 20 almışsın, hani sınavın iyi geçmişti?
Ben: ...
Annem: Özel öğretmen çağırıyorum, daha fazla ders alacaksın. Dershaneye de başlasan iyi olacak. Haftaya da gelip okulunla konuşaca-
Ben: İşe yaramaz.
Annem: Ne demek işe yaramaz?
Ben: Zaten konuyu anlıyorum ve her şeyi çözebiliyorum, kimsenin bana yapabileceği bir yardım yok bu yüzden.
Annem: O zaman neden sınavdan 20 alıyorsun?
Ben: Bilmiyorum.
Annem: Ne demek kızım, öyle şey mi olur?
Ben: Oluyor.
Annem: NE DEMEK OLUYOR, NE YAPMAYI DÜŞÜNÜYORSUN PEKİ BU NOTLARLA? NASIL ÜNİVERSİTE SINAVINA GİRECEKSİN? ONU GEÇ, SINIFTA KALMAYI MI PLANLIYORSUN!?
Ben: ...
Bilmiyorum. Aklım bu başarısızlığı algılamıyor. Çalışıyorum, durmadan çalışıyorum, çok fazla çalışıyorum. Eğer bu çalışmalarımdan bir sonuç alamasam basitçe aptalım derim ve en azından her şey bir çözüme ulaşmış olur. Ama sınava dek gayet iyi çözüm alıyormuşum gibi görünüyor. Sınıfta tüm işlemleri ben çözüyorum, herkes bana soruyor, kitaptaki tüm soruları yapabiliyorum. Sınavda da karşıma çıkanlar o çözdüklerim hep  ve ben hep çözdüğüm gibi çözüyorum gene. Bu yüzden de iyi geçti diyorum rahatlıkla ama sonuç kaç? 20. 20. 20.
Öyle bir çaresizliğin içindeyim ki bırakın çözüm yolu bulamamayı, daha problem bile yok ortada. Anlamıyorum hiçbir şey, bıktım sürekli aynı şeyleri yaşamaktan. Durmadan çalışıp her haltı beceriyor, bir kez olsun ailesini gururlandıracak akıllı kız olacağım sanıyorum ama sonunda elimde yaşımdan biraz daha fazla bir notla o aşağıladığım ve zekasını bir taşınkiyle eşit tuttuğum insanların benim yaşımdan ancak fazla notumun dört katını almalarına bakakalıyorum ancak. Ruhumu şeytana mı satmalıyım, bileklerimi jiletlere mi, nefesi mi suya mı yoksa kafamı taşlara mı? Her zaman daha kötüsü olduğunu biliyorum ama öyle bir karanlığın içindeyim ki başka karanlıkları bile göremiyorum.
Not: Benim ellerim ancak böyle yazmak, çizmek gibi saçma sapan şeylere çalışsın zaten. Bir dakika, onlara bile düzgün çalışmıyor ki. Ne akıl var ben de, ne yetenek, ne tip... Solungaçsız bir balığa benziyorum. Gerçekten solungaçsız bir balığım.

6 Aralık 2014 Cumartesi

Legend of Korra

İtiraf edeyim, başlarda şu yeni Avatar serisini bende beğenmemiştim. İzlemeye değer tek yanı Korra, Tenzin, Bolin, steampunk ve tabii ki Avatar evreninde geçmesiydi. Ancak ne Avatar kadar eğlenceli ve aynı zamanda da derindi, ne konusunda meymenet vardı, ne işlenişinde... Bolin-Korra-Mako-Asami aşk dörtgeni ise mide bulandırıcıydı. (Mako karakteri hakkında söyleyebileceğim tek şey Bryke'ın hayatının hatası olmasıdır.) Yine de o büyüleyici bükücülük animasyonu ve yeni sosyalist villainiyle biraz da olsa etkilemeyi başarıyordu. 2. sezonu izlemedim (Belki seri bittikten sonra özlemimi bastırmak için bir bakarım.) ama önemli ayrıntıları biliyorum ve gerisinin idare eder seviyesinde sallandığına eminim. 2. sezonu izlemeden 3. sezona başladığımda ise seriyi cidden sevmeye başladım ve bu sevgim bölümler ilerledikçe arttı. Yine de konu bütünsüzlüğü hala göze batıyordu. Ve o son... Korra'nın Zaheer ile olan dövüşü seriyi bambaşka bir noktaya çevirdi bence. Yani 3. sezonun son bölümünün sonunda aynen şöyleydim: "Ne? O.O Hayır... Bu Avatar gibi bir seri için fazla! O_O" Tabii ki Legend of Korra çocukken Avatar'ı izlemiş genç yahut genç yetişkinler için bir seri ve bu yüzden de The Last Airbender'dan çok daha olgun. (Tabii buna rağmen hala HERKESİN desteklediği bir lezbiyen çifti canon yapmıyorlar. Gerçi ne yalan söyleyeyim, Asami'yi Zuzu'nun torunuyla yakıştırıyorum ben hala (Kendisini bir daha görememiş olsak da ne afet herifti be! -Q-), aynı geri zekalı erkek tarafından oynanan iki kadının sonunda birlikte olması fikri çok cazip olsa da. Hele de Korra ve Asami gibi iki birbirinden meteor hatunun... -Q- *nosebleed*) (Evet, durmadan Avatar'dan birilerine fangasm geçiriyorum, farkındayım. -_-") (Yakında Naga'ya falan bile geçirmeye başlayacağım.)
4. sezonda ise Avatar; eski dostların ortaya çıkışı, Avatar'ın psikolojik sorunları, konunun toparlanışı, karakterlere daha bir ısınışımız, onların gelişimleri ve kişilik derinlikleri ile beni zaman zaman kahkalara boğan, zaman zamansa gözümün suyunu sıkan, bazen heyecanlandıran, bazense duygulandıran Avatar oldu işte. ("Nice to see you again, twinkle toes." *INSERT FANGIRL SCREAMS HERE*)
Bu yüzden ilk sezona bakıp da Legend of Korra'ya burun çevirenlere tavsiyem, en geç 3. sezondan başlamaları. Temel olarak karakterleri biliyorsanız, muhakkak anlıyorsunuz. Zaten The Last Airbender'ı adam akıllı sevmeye de sonradan başlamıştık di mi? (Ah Toph, gelmiş geçmiş en harika karaktersin sahiden. Ama Zuko'yla birlikte. Zuzu is love, Zuzu is life.) "Avatar" anime mi, çizgi film mi olduğu asla anlaşılmayacak ancak daima gelmiş geçmiş en harika hayal ürünlerinin arasında yerini koruyacaktır ve Legend of Korra bunu birazcık bile tehdit etmiyor.
Tıpkı serideki gibi gerçekte de Korra'nın en kötü Avatar olduğunu düşünenler var. Ancak ben Aang ile Korra'yı kıyaslamayı doğru bulmuyorum. Çünkü Aang yetiştiriliş tarzı nedeniyle ve karakteren çok daha kontrollü ve bilgeydi ancak Korra'nın yüzleştikleriyle yüzleşmedi. Ve de Korra her ne kadar Aang'i içinde barındırsa da o değil. Ama bu onun ne kadar güçlü olduğunu değiştirmiyor. Herkes gibi Avatar'ların da bir kırılma noktası vardır: Aang'in Ateş Ulusu Lorduyla kapışmasından önce nasıl da keçileri kaçırdığını hatırlayın. (Koora'nın keçileri kaçırışının aksine Aang'in keçileri kaçırışına kendimi kaybedesiceye gülmüştüm elbette.) Ama Korra'nın bunların üstesinden gelebileceğine inanıyorum ben.
Bir kere iki Avatar serisinden çıkarılması gereken çok önemli bir ders var. İyilik ve kötülük her yerdedir. Çeşitli amaçlar için kullanılabilir ve bu amaçlarla dünya değiştirilebilir. Ama hiçbir şey gerçekten sona ermez. Büyür, gelişir, değişir. Daire hep devam eder. Bunu en iyi açıklayan şey ise şu muhteşem 9gag postu oluyor. Yani Korra'ya bir şans verin, seveceksiniz. Ve ben bu muhteşem serinin en iyi şekilde sonlanacağını düşünüyorum. Şey, gerçekten sonlanmayacak tabii...   Daha demin hiçbir şeyin sona ermeyeceğini söyledik değil mi?
Not: İşte Legend of Korra'yı sevmek için daha başka nedenler:
Badass kadın Avatar.

Bu süper tatlı ve ultra yakışıklı olmasının yanı sıra bir de hayvan sever koca bebek.
 
...Gerçekten bir neden söylememe gerek var mı..? 
Eğer hala fikrini değiştirmediysen aseksüel olduğunun garantisini veririm. 

Tamam, daha fazla sapıklaşmadan, çenemi hemen kapatıyorum...

TENZIN. BİLGE HAVA BÜKÜCÜ. ALTTAKİYLE AYNI ADAM.

50 YAŞINDA FALAN OLMASI UMURUMDA DEĞİL!!!

OLGUN MEELO.

LIN BEI FONG. 
 
HIPSTER BEI FONG. 
 
BEI FONG OLMAK İÇİN FAZLA ŞEKER BEI FONG. 
 
ORJINAL BEI FONG. 
 
 Ve tıpkı oldukları gibi kalan diğerleri.

 (EVET, ZUKO'NUN RESMİNİ BİLEREK BÜYÜK KOYDUM, ÇÜNKÜ O ZUKO VE ZUKO DAİMA BUNU HAK EDER!!! ATEŞ BÜKÜCÜ SEKSİ BEBEĞİME BAKAR MISINIZ!? YÜZÜNDEKİ İFADE HALA BENİM KÜÇÜK BEBEĞİMİN İFADESİ!!! >333< *fangirllüğün dibine vurmak*)
Zuko'muzdan daha azı beklenemezdi zaten. Ama sadece birkaç kez çıkacak birini bu kadar şey... Yapmak da acımasızlık değil mi düpedüz? Yani... ÇOK FAZLA YAKIŞIKLI, RESMEN HAKSIZLIK BU!!!


 
Varrick + Bolin = 1/4 Sokka

KISA SAÇLI KORRA.
Ama hala daha sevmezsen gene hak veririm. Sonuçta şu da bu seride...

ASAMI'YI AĞLATAN ADAM. PİSLİK YANARAK GEBERMELİ.

Bu serideki tüm villainlerin yaptığı tüm kötülüklerden çok daha berbat.
.
.
.
Umarım fangirllüklerimle hepinizi tiksindirmemişimdir. Legend of Korra güzel. Bakmayın siz bana. Siyasi görüşleri temsil eden kötüler, ruhani dünyanın gerçek dünyayla birleşimi, steampunk falan. Cidden güzel yani. Her şeyden ötesi... BU, AVATAR!!!
Not: Yazıyı güzel bitirip ağzına sıçtım de mi? 

2 Aralık 2014 Salı

Holden Caufield

Hatırlıyorum da bir süre önce düşünmüştüm: "Yaşayan pek çok anime karakteri tanıyorum ancak bunca kitap okumuş olmama rağmen aklıma yaşayan hiçbir kitap karakteri gelmiyor." Düşüncelerin dili yoktur, yani onları düzgün cümleler halinde kurmayız, bu yüzden muhtemelen düşünürken "yaşayan karakter" dememişimdir ama bu kelime kalıbı kast ettiğim şeyi açıklıyor. Kast ettiğim şeyi anlamadıysanız üzgünüm ama ben de açıklayamıyorum.  Denediysem de yapamadım. Bu yüzden sayfayı kapatın ya da sadece okumaya devam edin. Nerede kalmıştık? Ha evet, yaşayan karakterler. Kişiliğiyle bende iz bırakan baş karakterler hatırlıyorum ancak hatırladığım tüm bu karakterlerin kişilikleri hikaye için öyle tasarlanmıştı ve hiçbiri yaşamıyordu. Yaşamıyordu işte. Mesela Sirk Müdürü'nün Kızı kitabının baş karakteri Peter. Peter'ın kesinlikle enterasan bir kişiliği vardır ve kendime de benzetirim çünkü esasında derinlikli değildir. Hikaye onun karakterinin öyle olmasını buyurur zaten. Olsa Çavdar Tarlasında Çocuklar, Holden Caulfield için yazılmış - Holden Caulfield, Çavdar Tarlasında Çocuklar için değil. Holden Caulfield kim, bilmiyorum. J.D. Salinger'ın kendisi mi, tanıdığı biri mi, yoksa uydurduğu biri mi? Bilmiyorum. Ama o biri. Ve hepimiz yaşadığımız için (eğer insansak) onun bazı görüşlerini ve duygularını paylaşsak da hiçbirimiz Holden Caulfield değiliz. O, o. Ve biz de biziz işte. Nasıl ki bir başkası biz olamazsa kimse de Holden Caulfield değil. O bir düşünceyi, mesajı, kişiliği temsil etmek için yaratılmış bir karakter değil. Bu yüzden yaşıyor işte.

1 Aralık 2014 Pazartesi

Detaylı Durum Raporu

Tamam, detaylı bir durum raporu yazsam iyi olacak - içimde dökecek çok şey var, bunu tek tek yapabilecek tarzda biri değilim. Ve, içimi dökmem lazım.
Evet, sınavlar bitti. Bana göre, pek çoğu iyi geçti. Ancak muhtemelen alacağım notlar hep 50-60 arasındadır. Dersi dinleyip son hafta günde 5 saat uyuyarak deliler gibi çalışmanın işe yarayacağına inanacağım kadar iyi geçti demiyorum zaten. Hayır, o zekada olmadığımı böylece kanıtlandı. Evet, daha önce dersi dinlemeyi hiç denememiştim. Şimdi hem dersi dinlemek hem de düzenli çalışmak gerektiğini anlamış oldum ama bakalım uygulayabilecek miyim? Yapmayı gerçekten istediğim şeyler için bile bunca üşenirken... Üstelik yapmayı istediğim o kadar çok şey var ki! Mesela yarın anneme bir tuval aldıracağım çünkü aklıma harika bir resim fikri geldi ve tuvale geçirmek için can atıyorum. Sonra, şu sildiğim yazıda bahsettiğim, içtiğim su için bile aileme sanki yabancılarmış gibi borçlu hissetme takıntımdan çok daha ciddi bir takıntı olan, her şeyi bilme  takıntısının doğurduğu bilgi açlığı var. (Ki bu takıntının ardında da kesin doğruya ve mutlak gerçeğe ulaşma takıntısı yatmakta. Zira gerçek doğruya asla ulaşılamayacağını düşünüyorum ve bu da ona ulaşma takıntısını doğuruyor. Kendimce gerçek doğruya ulaşma ya da en azından ona ulaşma yoluna girmenin sadece bilebileceğin her şeyi bilmekten geçtiğini düşünüyorum. Bana göre de saçma bir düşünce ve anlatması da karışık ancak hislerim gibi düşüncelerimi de kontrol edemeyebiliyorum bazen. Aklıma gelen bir şey tamamen mantık dışı bile olsa tencereye yapışan puding gibi yerleşebiliyor oraya ve kazıması çok zor oluyor.) Yazılacak onca hikayeden söz etmiyorum bile... Ama şu borçluluk hissi berbat. Bu yüzden en azından bu dönem iyi notlar alıp takdir getireyim de kurtulayım şundan diyorum. Sonra rahatım nasılsa. (Umarım.)
Babam davul gibi bir kızı olmasını kendini yediremediğinden, benim de hevesimle, beni spor salonuna yazdırmıştı geçen sene ama  ne yalan söyleyeyim uzun süredir pek fazla gitmedim. A-ow... Bunu hatırlamasam iyiydi. Şimdi kendimi suçlayacağım şeyler listesine bir yenisi daha eklendi. Ancak bu konuda kendimi pek fazla suçlayamıyorum. Çünkü babam yabancılık düzeyine annemden daha yakın. Hani ben evlatlık çocuk gibi hissediyorum ya? Annem beni evlat edinmiş ama babam burs ya da belediye gibi bir şey. Hem ondan hem de (spor yaparak olmasa da) 6 kilo verdiğimden dolayı. (Sonuçta amaç kilo vermemdi ve babam o parayı temelde kilo vermem için yatırıyor, spor yapmam için değil, ben de bir hayli verdiğime göre...) Çok uzak da değil ancak spor yapmaya falan bayılmadığımdan pek zaman ayırmadım. Son zamanlardaysa canım deli gibi yüzmek istiyor. Aklımda bir gün okulu asıp erkenden spor salonunda yüzmeye gitmek gibi çılgınca planlar var. Ah bir de şu devamsızlıklarım olmasaydı... Petibör beyinli idareci karılardan bahsettiydim di mi? Hiçbir raporumu kayda geçirmedikleri için şu an 6 buçuk günlük devamsızlığım var. Toplam devamsızlık hakkı ise 10... Eğer şu sorun hallolursa mutlaka gitmek istiyorum ama. Hem farklı bir şeyler yapmış olarak tamamiyle sikindirik hayatımın sikindirikliğini biraz olsun unutmuş olmak, hem de yüzerek şu stresi biraz olsun atabilmek için. O kadar çok istiyorum ki. En olmadı yarın okuldan sonra gideceğim sanırım. Gerçekten sikindirik hayatıma sikindirik olmayan bir farklılık katmaya ve de stresimi boşaltacak bir şeyler bulmaya ihtiyacım var çünkü.
"Erkekler şöyledir, erkekler böyledir" muhabbetlerinden kati surette nefret ederim (Nefret etmek derken, diğer kızların aksine onlar hakkında konuşacak bir şeyim olmaz yani.) ancak 2 yıldır kız lisesinde okumanın bende bile birkaç etkisi oldu anlaşılan. 15-25 yaş arası erkeklerle pek fazla iletişim kurmamaya karar verdim. Tamam, ergenlik çağındaki kızlar, ergenlik çağındaki erkeklerden çok daha katlanılmaz. Götlerine dek uzanan fönlü saçları, daima son modaya uygun kişiliksiz tarzları (Rayban mı moda oldu? Bir anda gözlerinde bir problem meydana çıkar ve dedelerinden çaldıkları gözlüklerle çıkagelirler. Hayvanlı şapkalar mı moda? Normalde kafanda görseler "çocuk musun yea?" diye dalga geçecekleri şeyi tumblrda görmeleriyle o şeyin kafalarında bitmesi bir olur.) ve ellerinde telefonlarıyla durmadan "ay bunu snap atayım" diye gezen bu yaratıklar, düşünebileceğiniz en korkunç şeyler. Ancak herkes NPC olsa, NPC kavramının anlamı kalmazdı, dolayısıyla tek tük de olsa orjinal kızlar bulabilirsiniz. Erkekler ise başka.
Ereklerin tek handikapı beyinlerinin bel altına fazla çalışması bence. Yoksa çok kıyak herifler. Ama harbi, fazla çalışıyor. Gerçi genelde, bana çalışmaz. Ben, flörtleşebileceğiniz tarzda bir kız değilimdir. Bana, platonik bir aşk duyabileceğinizi de sanmam. Çünkü ben "gülüşüne aşık oldum" ya da "zekası beni cezbetti" diyebileceğiniz biri sayılmam. Bunu ilk bakışta anlayabilirsiniz. Ama bazıları anlamıyor. Zeka eksikliğiyle ilgili değil, sadece bu tür şeyleri anlama yeteneği yok herkeste.
Yanlış anlamayın, ben bir çocuk yanına gelip konuşmaya çalıştı diye hemen herkesin peşinden koştuğu kız havalarına giren, "AYYY PİS SAPIK GELDİ BENİMLE KONUŞMAYA ÇALIŞTI" diyen biri değilim. Tersine, bu tür erkekleri takdir ederim. Gerçekten ederim. Bu tür erkekleri sahiden severim. Oldukça netlerdir, amaçlarını baştan belli ederler. Böylece her şey çözülür. Biraz müstehcen bir teklifte bile bulunsalar, taciz seviyesine gelmediği sürece sorun olmaz. Onları da anlıyorum. Problem, diğerleri.
Eski okulumdan bir çocuk, geçen sene durup dururken mesaj attı. Okuldayken çok yakın olduğum biri değildi ama arada bir konuşurduk. İlgi alanlarımız uyuşurdu, animeler, bilgisayar oyunları, fantastik türde kitaplar filan... Ama sohbeti dışında ondan çok hoşlanmazdım. Çünkü sınıftaki popüler kızların götünü yalardı açıkçası. Sanırım hala da bunu yapıyor. Neden bana ilgi duydu, hiçbir fikrim yok sahiden. Zaten aşık falan da değildi. Sadece ilgi alanlarımız uyuşuyordu, yürüyen vahşet olmadığımı düşündü ve şansını denedi. Bende olumsuz yanıt verdim çünkü zaten hoşlandığım biri vardı. (Kim olduğunu çok iyi biliyor o. ^-^ <3 *chu~*) O da "Ha, öyle mi? İyi, tamam o zaman" dedi ve o konuyu net bir şekilde kapattığımızdan dolayı romantizmin gölgesi altından çıkmış ilişkimiz arkadaş olarak devam etti. Dediğim gibi, erkekler bel altı konusu sayılmazsa kızlardan çok daha iyilerdir. Bu yüzden her ne kadar erkekler olmadan yapamayan şu kızlardan biri olmasam da erkeklerin arkadaşlığından keyif alırım. Ancak ne kadar iyi bir herif de olsa yine am-beyinlinin biri çıkabiliyor. Arkadaşlığımız gayet iyi sürüyordu, ben de ona insanlar bana yeterli güveni verdiklerinde gösterdiğim abuk-subuk tarafımı gösterdim (Teklifini açıkça reddettiğim için artık o gözle bakmayı bırakmış olması gereken onun komik bulacağını düşündüğüm komik bir yüz ifadesi yaptığım komik bir resmimi gönderdim işte.) ve birdeeen... İlişkimiz duruldu, sonra da zamanla bitti.  Aylardır konuşmuyorduk, ta ki geçenlerde bana hayatımın nasıl gittiğimi sorup kendi hayatının ne kadar harika gittiğini yazdığı bir mesaj yollayana dek. (Zaten arkadaşlarıyla koyduğu eğlenceli resimlerinden yeterince belli değilmiş gibi sonunda bir grup kurduğundan, birkaç konser planları olduğundan, okulda kızların kendisine nasıl hasta olmaya başladığından filan bahsetti, benden de beklediği "ooo harika! *-*" aldı ve daha da yazmadı.) Herhalde götü saçına dek gelen kız arkadaşlarından biri saçını kestirdi ve ne kadar geri zekalı olduğunu anladı.
Neyse, yani demek istediğim şu 15-25 yaş arası erkeklerin beynini genellikle büyük oranda bacaklarının arasındaki bir şey kontrol ettiğinden, sanırım onlarla cinsellik ya da romantizm perdesinin gölgesinin ardından çıkıp da konuşmak çok zor. Tabii bunların hepsi varsayım ve eminim ki bunu okuyan erkeklerin çoğu "hiçte doğru değil bir kere, klasik kız mantığı işte ne olacak" diye düşünüyordur ama lütfeeen... Nasıl ki günümüzün kızlarının çoğu saçlarını götüne dek uzatmaya programlı olmasına rağmen böyle programlanmamış kızlar da varsa erkekler için de bacaklarının arasındakiyle düşünmek böyle işte. (Bazısının bacaklarının arası negatif düşünüyor ama, konuşmadan önce "merak etme, sana tecavüz falan etmeyeceğim"demen gereken erkekler de yok değil.) Lütfen dediklerimi cinsiyetçi algılamayınız.
Neyse ki aradaki romantizm ve cinsellik perdesinin gölgesinde kalmayan en az 3 erkek arkadaşım var. Bunlardan 2'si gay. 3'ümüz birlikte takıldığımızda herkes C ve beni çift sanıyor but SURPRISE MOTHERFUCKERS. Çift olan C ve M! Diğeri ise birlikte ekmek arası sümük yeme anılarımızın bile olduğu ve adet dönemlerimi benden iyi bilen aptal çocukluk arkadaşım. Kendisinin merdivenlerden düşüp de götüm tamamen açıldığında verdiği tek tepki "Hala benekli don mu giyiyorsun?" olmuştur ve o da beni hayal kırıklığına uğratsaydı HAYATIMIN SONUNA DEK BİR DAHA ASLA HİÇBİR ERKEĞİ GÖRMEK İSTEMEZ VE BU YÜZDEN MANASTIRA KAPANIRDIM.
Bir de garip bir şiir merakı edinmiş durumdayım.  Normalde şiirlere pek ilgi duymam. Ancak güzel olanları da varmış. Gerçi ben şiir merakından çok şiir yazma merakına kapıldım. Şiirin iyisi ve kötüsü nasıl ayırt ediliyor, hatta iyi şiir ve kötü şiir arasında kesin hatlarla çizilmiş bir ayrım var mı, bilmiyorum ama kötüsü de çok kötü oluyor. Bu yüzden birkaç şiir yazdıysam da burada paylaşmayacağım. Aslında yazdığım şeylere şiir denir mi onu bile bilmiyorum. Bana göre şiir uzunca bir süredir bir takım romantik şeylerin süslü kelimelerle kafiyeli aktarımıydı ancak sadece bir şeyin mümkün olduğunca az cümleyle ve bu cümleleri alt alta dizerek yazmanın da şiir yazmak olduğunu fark ettim çünkü böyle şiirler de var ve bende böylelerini seviyorum. Kendimin yazdığı "şiirler" de işte böyle - eğer bu şiir tanımı da doğruysa.
Bahsedecek çok daha fazla şey vardı ancak yalnızca yapmak istediklerimden ve aptal erkeklerden bahsedip durdum. Ben de neyim olduğunu bilmiyorum. Şimdilik bu kadar.
Not: Bu sefer matematik sınavı çok daha iyi geçmiş olmasına ve öncekinden bile çok çalışmama rağmen daha da düşük bir puan oldum. SERIOUSLY WHAT THE FUCK WITH ME!?!?!? Ama ne var biliyor musunuz? Üzülemiyorum bile. Hem de tüm şu suçluluk duygusuna rağmen. Çünkü ELİMDEN GELEN HER ŞEYİ SAHİDEN YAPMIŞTIM. TÜM SORULARI ÇÖZMÜŞTÜM VE DAHASI ANLAMIŞTIM DA. SINAVA ÇALIŞIRKEN BUNDAN BAŞKA NE YAPABİLİRSİNİZ Kİ? Yapamıyorsam yapamıyorum. Bunun nedenini daha fazla düşünürsem bulabilirim BELKİ. Ancak ne gereği var? Buna pes etmek diyebilirsiniz. Ama bence değil.  Çünkü nedenini bulsam bile elime bir şey geçeceği kesin değil ve bir hiç uğruna durmadan koşmayı anlamsız buluyorum. Bir şey olasılığı varsa bile.
Ayrıca güzel bir şey oldu bugün. Normalde etrafta saat yedide filan başlayan hangi cehenneme gidiyorlarsa ortalıkta bir sürü öğrenci olur sabahları karanlık havaya rağmen. Ancak bugün nedense yoktu. (Normalde camlara yapıştığınız ve sizi ancak kazıyarak çıkarabildikleri minibüsler bile bomboştu.) Buna rağmen sokakta karşıma aurası tehlike yayan biri çıktı. O sokağa çıkıyordum, o da sokağın karşısındaki kaldırımdaydı. Sokağa çıkana dek beni izledi, ben sokağa çıkıp gideceğim yöne sapınca da karşıya geçip peşime düştü. Dert etmedim fazla çünkü az ötede otobüs durağı vardı ve orada bekleyen birileri olduğunu görebiliyordum. Belki şu her sabah otobüsü birlikte beklediğimiz baba-oğul ve sekreter ya da onun gibi bir şeye benzeyen adam. Yolda karşıma mahalledeki piç veterinerin getirip mahalleye bıraktığı o zavallı köpekler çıktı. Gerçekten çok tatlı şeyler olduklarından başlarını sevgiyle okşayıp yoluma devam ettim. Birkaç adım atmıştım ki arkamdan havlamalarını duydum. Arkama döndüğümde köpekler adama gırlayıp havlıyorlardı, adam da geri çekilmişti. Sonra arkamdan gelmedi ancak köpekler yolun karşısına geçene dek koruyucu melekler gibi beni takip etti. Harika hayvanlar şu köpekler.
Bir de Çavdar Tarlası'nda Çocuklar gerçekten harika.