14 Nisan 2015 Salı

Lise Yaşam Zinciri

Lise'deki varoluşlar 3 grupta incelenir:
1 - Asalaklar
Lise yaşam zincirinin en kalabalık ve dolayısıyla en yaygın görülen halkasıdır. Asalak gruplarındaki birey sayısı 4 ila 8 arasında değişir. Aslında bu bireyler birer başlarına incelendiklerinde halkanın en güçsüz üyeleridir. Tek başlarına hayatlarını sürdüremezler. Bu yüzden kendileri gibi olanlarla birleşip güçlü bir form oluştururlar. Hiç karmaşık değillerdir. Hepsi birbirine benzer. Yani güçleri sadece sayısal üstünlüğe dayanır. Yine de bu üstünlüğü azımsamamak gerekir.
2 - Yapışıklar
Yapışıklar'da tek başlarına hayatta kalamama bakımından aynı Asalaklar'a benzerler. Ancak bunlar kalabalık gruplara katılmak yerine tek bir kişiye yapışmayı tercih ederler. Bunun nedeni güvensizlik ve paylaşamama sorunlarıdır. Asalak gruplarının üyelerinden tek farkları bunlardır. Zaman zaman çıkarlarına bağlı olarak asalak gruplarıyla etkileşime geçebilirler ancak ne olursa olsun gruplarını oluşturan diğer bireyden kopamazlar. Sayıca çokluk gibi bir üstünlükleri bulunmadığı için zararsız sayılabilirler. Yine de canınızı seviyorsanız asla aralarına girmeye çalışmayın.
3 - Yalnızlar
Zincirin üye sayısı en az halkasıdır. Öyle ender görülür ki bazı lise popülasyonlarında yer almaz bile. Bu halkada olma nedenleri onları belirgin şekilde diğerlerinden ayıran bir farklılığa/farklılıklara sahip olmaları ya da basitçe başa bireylerle sürekli etkileşime geçmeyi tercih etmemeleri olabilir. Yalnızlar halkasındaki her üyede görülen tek özellik hayatlarını başka bir bireye ihtiyaç duymadan sürdürebilme yetisine sahip oluşlarıdır. Daha önce Asalak ya da Yapışık gruplarında yer almış ve/ve ya ara sıra bu gruplarla iletişime geçiyor da olabilirler.  Yine de bir yalnız daima yalnızdır. Bu, çevrelerindeki diğer halkaların üyelerine bağlı olarak "kendi haline bırakma" şeklinde dışa yansıyan nötr bir tepki de alabilir, diğer halkarın sayısal üstünlüklerini kullanarak yansıttıkları olumsuz bir tepki de. Ne olursa olsun Yalnız kolay kolay yenilmez. Çünkü tek zayıf yanı aynı zaman da da ona kuvvet veren yalnızlığıdır. 
İşte seneler süren gözlemlerime dayanarak oluşturduğum lisedeki türler sınıflandırılması. Sanırım yeterince iyi oldu. Belki daha sonra eklemeler ya da değişikliler yapabilirim. Ama ana taslağın hep bu şekilde kalacağını zannediyorum. İsterseniz doğruluğunu test edebilirsiniz. Yazıyı sınıfta yazdığım için test etme olanağım oldu ve şahsen hiçbir açık bulamadım. Eğer bulursanız tartışmaya açığım.

2 Nisan 2015 Perşembe

Yaşamaktan başka hiçbir şeyi beceremiyorum

Yiyorum, içiyorum, çalışıyorum, uyuyorum, okuyorum, yazıyorum, çiziyorum - kendimi  zorlayarak gülümseyebiliyorum bile!  Bedenim ondan beklenen her şeyi sorunsuzca yapıyor.  Ama bu hiçbir işe yaramıyor.  Yiyorum ve içiyorum: Gereksiz yer kaplayan bir bedene sahibim. Çalışıyorum: Notlarım daima berbat. Uyuyorum: Her zaman yorgunum.  Okuyorum: Eee?  Yazıyorum: Kimsenin umurunda değil.  Çiziyorum: Berbat.  Gülümsemem... Sahte.  O kadar çok maske takıyorum ki artık taşıyamıyorum. Rol yapmaktan vazgeçtim ya da rol yapamıyorum artık. Gerçek kişiliğim/kişiliklerim ile gösterdiğim insan/insanlar arasındaki ayna çatladı ve içinden iğrenç bir şey çıktı. Neden?  Neden yapacağı onca şey varken Stephen Hawking vücudunun neredeyse tüm işlevlerini kaybetti de benim hiçbir işe yaramayan vücudum sorunsuz çalışıyor?  Neden herhangi biri onları hakkıyla kullanabilecekken yürüyen çöplükten başka bir şey olmayan ben sahibim tüm bu nimetlere? Tüm bunlar, bendeyken, işe yaramaz.  Ben de istemiyorum artık.  Her gün benden beklenen her şeyi kusursuzca yapmaktan bıktım. Ben bunu hak etmiyorum.  Buna sahip olmamalıyım.  Patlamalı-
Hayır.
Ben bir Tanrı olduğuna inanıyorum. Zihinsel olarak neden inandığıma emin değilim ama kalbimde inanıyorum.  Galiba bu inanç meselesi kalpte biten bir şey zaten.  Her neyse, Tanrıya inanan biri olarak, dolayısıyla her şeyin bir nedeni olduğuna da inanıyorum. Tıpkı ateşli bir ateist olan Stephen Hawking'in bedeninin kullanılmaz hale gelmesi ama bunun onu engelleyememesinin ve bu çalışan bedenin bana verilmesinin bir nedeni olduğuna inandığım gibi. Duygularım düşüncelerimi yukarıdaki gibi yönlendirmeye çalışıyor ama üzgünüm - mantığım ilk kez ağır basıyor.  Bir Tanrı varsa tüm bunların da bir nedeni var. Duygularım beni intihara yönlendiriyor.  Ama mantığım sayesinde bundan kurtulabilirim.
Görüyor musunuz?  İşte bu yüzden benim yazmam gerekiyor.  Yazmak amacım değil. Ama yazmamın bir amacı var.  Şu anda bu amaç kendimi kurtarmak.  Bunu sadece düşünerek yapabilirim ve düşüncelerim sadece yazarken beni doğru yola sürükleyecek bir akışa girebiliyor.
Whoa...